oznor

Bir fırtına esti öyle böyle değil. Herbirimiz bir yerlere savrulduk. Bir uzak diyardayım; bunu bir ben biliyorum, bir de gölgem. Sınırları siyah valizlere zorlamışız. Tutuklusun demişler, aldırmamışız. Üstelik bu tutsaklıktan memnun olmuşuz. Sonrası banklar üzerinde yatmışız, günlerce aynı yemeği yemişiz; aldırmamışız.  Çeşit çeşit insanlarla aynı mekanı paylaşmışız da şikayetimiz olmamış. Bilmem hangi ülkeden, bilmem hangi köyden gelen çeşitli renklerden bu insanlarla aynı odayı paylaşmısız. Çoğu zaman birisinin yanında ayak uzatıp yatmaktan utanır olan bizler bir garip hastalıktan dolayı günlerce yatmışız.

Ve üstüne üstlük, belimiz –yataktan, soğuktan- bel olmaktan çıkmış aldırmamışız. Gelişi güzel aldığımız ilaçlar ayaklarımızda yaralar çıkarmış. Eyüpvari O’na dua etmişiz.

Günler  kendi içinde savrulup gidiyor işte. Havalar serin, eskisi gibi sıcakları yaşamıyoruz. Yağmur üstünü yağmur yağıyor. Islanıyorum. Yüreğim  üşüyor.

Dostlarla şifreli görüşür olmuşuz. Hasıraltı  aşklarımız ilan ederken, acemi aşıklar gibi olmuşuz. Kelimeleri özenle seçip, ağzımızda tartarken bolca sıfat kullanmaktan kaçınmışız

Ama kristalden imal edilmiş aşklarımızı bonkörce harcamak için ise candan gönüller aramışız.

Bizden artta kalan herşeyi, sonraları birileri bilecek… Belki de mekanımıza bir demet güllerle gelecekler… 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler