Kategori: Denemeler
-
Yazılmıyor
Detaylar yazılmıyor. Biraz hüznümüz ve çokça vurdum duymazlığımız. Kendini yakan insan ve insanlar. Sorumluluğumuzun hesabı ise yazılmıyor. Sana sorulmuyor. Sen kimsinli bakışlar, süzüşler, duruşlar. Ben anlarım. Sen sensin ben de benim. İçimizde sürekli çalan kırık dökük bestesiz notalar, sözler yazılmıyor. Vazife almalar vermeler. Gelenler gidenler. Taşınmalar. Gönülsüzlüğümüz. Biraz ötesi yorgunluk, kırgınlıklarımız da yazılmıyor. Danışman müdürlük…
-
Oradan Buradan
Birileri sana mecbursa, işin zor demektir. Al başına belayı. Hayatın yükü, kokusu, hareketi, kıvrandırmaları üstüne, bir de bu mecburiyeti çekersin. Gözlerine bir çift göz es kaza değmişse, bitişin zillerı çalmış demektir. Gayri beladan kurtulamazsın. Aynen Demirci Osmanın oğlu gibi. Ateş başında yanarsınız, demirleri döven çekiçler sizi yastılaştırır. Yanarsın, kavrulursun. Vay ki vay! Bunları niye…
-
Yağmurların Çocuğu…
Yağmurlu zamanlarda hep koştun. Dostların seni yağmurlu zamanlarda yarıyolda bıraktılar; aldırmadın. Şairin “Kaldırımlarda yağmur kokusu, Ben sana mecburum sen yoksun.” dediği o demleri de unutmadın. Zeytin toplama mevsiminde yağmura yakalandığın günün üzerinden ise tam otuz yıl geçti. Yaşlı bir zeytin ağacının altında ıssızca yağmurun dinmesini beklediğin ikindi vaktinin ıslaklığını hep hissettin. Topladığınız bütün zeytinleri çamurdan…
-
Laf Olsun Diye Yazmak
“Bazen laf olsun diye yazmalı, Laf olsun diye yemeli ama asla laf olsun diye sevmemeli ve en önemlisi de laf olsun diye hizmetin delisiyim dememeli.” – Laf olsun diye, ders başlamadan önce yazılmış bir yazı. Soğan doğramasını bilmeyen insanlara ahçıbaşılık görevi verilince, bütün yemekler senin yaptığın yemeklere dönüyor. Akşam karanlığında sensiz yürüdüğüm o yolların peşinde…
-
Yazılmıyor
Detaylar yazılmıyor. Biraz hüznümüz ve çokça vurdum duymazlığımız. Kendini yakan insan ve insanlar. Sorumluluğumuzun hesabı ise yazılmıyor. Sana sorulmuyor. Sen kimsinli bakışlar, süzüşler, duruşlar. Ben anlarım. Sen sensin ben de benim. İçimizde sürekli çalan kırık dökük bestesiz notalar, sözler yazılmıyor. Vazife almalar vermeler. Gelenler gidenler. Taşınmalar. Gönülsüzlüğümüz. Biraz ötesi yorgunluk, kırgınlıklarımız da yazılmıyor. Danışman müdürlük…
-
ÖZÜR
Bugünlerde her ders çıkışı vazifenin yükü omzumda, “yine bu işin hakkını veremedim, öğrencilerin kalbine, zihnine girecek yolları bırakıp, sadece ders saatini doldurmak için o sınıfta bulundum” diye kendime yuh üzerine yuh çekiyorum. Yuhlarım o kadar artıyor ki bazen gece yarıları kalkıp, 20 kusür yıl öğretmenliği nasıl geçirdiğimin muhasebesini kıvrana kıvrana yapıyor ve “vah halime, eyvah…
-
SENSİZ NEFES ALMAK
İkindi serinliği. Yağmurun yağması az önce durdu. İçimde sancısı devam eden bir derdin ısmarlama kasırgası durmadan esiyor da esiyor. Aylık suskunluğum devam ediyor. Hacettepe hastanesi bir hasta bekliyor. Hastayı ben de bekliyorum. Bütün katları beyaz önlüğümle doktor edasıyla geziyorum. Hastalar görüyorüm. Yorgun, bitmiş duyguların solukları yüzüme üfleniyor. Beyaz önlüğümü giyeli üç hafta oldu. Edalığım ondan.…
-
SONBAHAR ESiNTiLERi 3: Kapı Yanı Oturması
Sosyal Bilgiler imtihanında çömelik vaziyette yere oturmuşum. Sınavı dizim üstünde yapıyorum. Bu uzun boylu ve gri takım elbiseli ve hatta memleketini bilmediğim ders öğretmeni neden beni kapı kenarına oturttu? Nedenini soramıyordum. Tamam, bu yıl köyden gelmişiz; üstüm başım öylesine işte. Gömleğim sert yastık üstünde ütülenmiş, Almanya’dan gelen amcamın verdiği kravat da yamuk bağlı…
-
Şimdi (Peyami Safa)
Eskimeyen yazılar, kitaplar, sözler vardır. Bunlardan bir tanesi de Merhum Peyami Safa’ya ait olan “Şimdi” makalesidir. Yazı 1936 yılında yazılmıştır. Taptaze durur. Hergün okunulsa yeridir. Bu güzel yazıyı benimle paylaşan kalbi, hayatı, yolu tertemiz talebem Şükran E’ ye saygılarımla. ŞİMDİ. Mühim işlerimizi tehir etmeyi severiz. Bazılarımızda bu, tembellikten ve ihmalden ziyade, mükemmeliyet aşkıdır. O işi ehemmiyeti…
-
Uzaklar ve Yakınlar
O zaman 1 Yıl 1978. Ekimin ikisi. Sabah namazı vakti henüz girmemiş. Hava ayaz. Bir sis tufanı var.. Çayırağası otobüsünün deli dolu muavini beni bir benzin istasyonunda indirmiş. Akyazı sapağı burasıymış. Ben bilmem. Sırtımda ince bir gömlek ve bir ceket. Ceketimin iç cebine babam biraz para koymuş anam da cebimi dikmiş. Kalın bir yük ipiyle…