Bir fırtına esti öyle böyle değil. Herbirimiz bir yerlere savrulduk. Bir uzak diyardayım; bunu bir ben biliyorum, bir de gölgem. Sınırları siyah valizlere zorlamışız. Tutuklusun demişler, aldırmamışız. Üstelik bu tutsaklıktan memnun olmuşuz. Sonrası banklar üzerinde yatmışız, günlerce aynı yemeği yemişiz; aldırmamışız. Çeşit çeşit insanlarla aynı mekanı paylaşmışız da şikayetimiz olmamış. Bilmem hangi ülkeden, bilmem hangi köyden gelen çeşitli renklerden bu insanlarla aynı odayı paylaşmısız. Çoğu zaman birisinin yanında ayak uzatıp yatmaktan utanır olan bizler bir garip hastalıktan dolayı günlerce yatmışız.
Ve üstüne üstlük, belimiz –yataktan, soğuktan- bel olmaktan çıkmış aldırmamışız. Gelişi güzel aldığımız ilaçlar ayaklarımızda yaralar çıkarmış. Eyüpvari O’na dua etmişiz.
Günler kendi içinde savrulup gidiyor işte. Havalar serin, eskisi gibi sıcakları yaşamıyoruz. Yağmur üstünü yağmur yağıyor. Islanıyorum. Yüreğim üşüyor.
Bir Cevap Yazın