Kategori: 30 Gün
-
FRANK ABİMİN ENERJİ İÇECEKLERİ
KAPILAR: 232 -Eskilerin dekanına ithafen.- Adını alışveriş uygulamasında gördüğüm Frank abime, sürekli aynı marka enerji içecekleri götürüyorum. Ve genelde de her içecekten en az dört tane aldırıyor. Adam tat ayırımı yapmıyor. Bazılarından bilirim: Çilekliyse çilekli, kakaolu ise kakaolu olacak. Frank abim onlardan değil. Sanki her tadın kendine göre kıymeti var dercesine, adam her bir lezzeti…
-
TOZLU ZAMANLAR

Hava bugün rüzgârlı. Bildiğiniz serin rüzgâr değil. Burada rüzgârı toz demek. Çöl tozu değil, bizim köyün yollarının tozu gibi… Yürürken üstünüze siniyor. Nereden geldiğiniz belli oluyor. Toprak rengini severim ama toza dönüşüp üzerinize yağmurdan öte bir biçimde yağınca, sevmek kelimesini bir kenara atıyorum. Hele bir de bizim gibi pencereleriniz korumalı değilse zalim tozlar öyle bir…
-
SENİ YAZMALIYDIM

Dedim bu böyle olmayacak. Seni yazmalıydım. Hür bir şekilde. Kimseye çaktırmadan, hissetirmeden. Gürültü, patırtı arasında seni kendime anlatmalıydım. Bu sevdayı ürkütmeden, sımsıcak o duyguları soğutmadan seni yazmalıydım. Bu işin sonu olmadığını bile bile. Bir kez olsun bir daha görmeden seni yazmalıydım. Güzün, yazın, bahar aylarında yazdığım gibi yazmalıydım. Bu yazılarımı sen de bilmeyeceksin. Başı bozuk, bulanık, kimine göre…
-
12. GÜN
Ya sonra? Bir Bozhüyük sabahında ve hatta bir Beyşehir akşamında da mahsunluğunu gönlüme gömdüm. Yollardaydım. Bir yanım kırık dökük haldeydim. Epeycede uykusuzdum. Birisi bamtelime dokunup duruyordu. Aldırmıyordum. Kırmızı ve siyah renkleri seçemiyordum. Yoldaydım. Siyah renkli arabam da nereye gittiğini bilmiyordu. Yolun darlığına, çamuruna takılmadan gidiyorduk. Yollar karışıyordu, umursamıyorduk. Bizi çeken bir zat oldu mu uğramadan…
-
11. GÜN
Dün zabıtalar bizim dükkanın yeşil boyalı kapısına kilit üstünü kilit vurdular. Kilitler paslı mıydı, hangi markadır hatırlamıyorum. Vay efendim, kaldırımları işgal etmişiz. Vay efendim, köyden gelen eşekler dükkan önüne neden park ediyorlarmış? Şehrin 3 tane hayvan hanı varken, bilumum hayvanların dükkan önündeki direğe bağlanması belediye kanunlarında yer almazmış. İki dükkan yukarımızdaki Ciğerci Cemal’e ses…
-
9. GÜN
9 Geç kaldık be gülüm. Sen ve ben yağmurun çocukları. Herşey için geç kaldık. Aldatıldık mı? Yoksa hep arabesk mi takıldık? Rahmetlik Karakoç abiye takıldık da biraz isyanın çiçeklerini mi kokladık? Ne oldu bize? Bir bir dağılıyor muyuz? Hele bu Mart yağmurları. Başım önüme eğildikçe eğiliyor. Biraz fazlca utanıyorum. Bir film sahnesi yaşar gibi koşuyorum,…
-
8. GÜN
Dün ülkeme ve zavallı dünya dair girdaplı haller dinledim. Susdum , şaşırdım boyutsuzluk hallerine girdim. *Yollara kezzaplar serpilmiş, mehtap çıkmaz olmuş. İnsafsızlık her yanı sarmış. Kullaklarımı tıkamak istedim, rüzgarlarla savrulup, Kaf Dağı ötesine gitmeliydim. Oradaki kahramanlara, “Gelin hele, helen gelin şu hale bakın” demeliydim. Bu ne mutsuz, şenliksiz asırlar. Batsın sizin savaşınız, tükürükler size katil…
-
7. GÜN
Gelmedin de ne oldu? Gittin de bütün arzularına kavuştun mu? Bunun adına ihanet, bunun adına vefasızlık mı desem. İçim dışım, damarlarımdaki bütün hücreler bozbulanık akıyor. Sınıfta, sokak başlarında, kürsülerde yaptığım bütün sunumlar, pedalı bozuk bir bisiklet havasında gidiyor. İyi mi oldu yani? Millet bana tuhaf tuhaf bakıyor. ‘Ne diyor bu adam?’ cümlesi kulaklarımı tırmalıyor. Bahar…
-
6. GÜN
Gayri diyeceğim kalmadı Murtaza. Seherlerde şarkılarını söyleyen sabah kuşları sussun. Bir tükenmişlik, bin iğrençliktir gidiyor. Şırıltılarında demlendiğim çınaraltı pınarı sussun. Yıkılmışız, geceler bitmiş, gündüzler avare. Ümitler ah ümitler. Harcanan çocuklarımız, harcanmış gençliğim, harcanan hayaller. Yakasına sarılacağımız, hergün bir davarın heba edildiği, mor bir kuzunun yaralandığı sürünün çobanı Remzi de yok. Kimden hesap soracağız? Hesap alan…