Kategori: Ayaküstü Yazılar
-
Bu Sevda
Sen bu sevdayı anlamak istediğin kadar anlıyorsun. Karaladığım birkaç satıra kafayı takmışsın. Sitemin de epeyce okkalı olmuş. Aklına gelen ne varsa sayıp dökmüşsün. Kadri kıymeti bilinmeyen satırlarımı buruşturmuş vehatta çöplüğe bile atmamışsın: Yakmış, küllerini de ayaklarının altında çiğnemişsin. O külden eser kalmasın diye ayakkabının altını da bir güzel yıkamışsın. Olsun. Ben bunları da sineye çekerim.…
-
Mihribanla Ayaküstü Hasbihal

Zaman zaman Mihriban Türküsü kulağıma değince Abdurrahim Karakoç ve onun şiirlerini okuduğum günler gelir aklıma. Gurbet ve gurbet içinde gurbet yaşadığım şehirlerde onun şiirlerinde kendimi soluklarım. Ama Mihriban bir başkadır, aynen Mona Rosa şiiri gibi. Eskisi gibi o yazılar ve şiirler yazılmıyor be Mihriban! Sana bir başka yanan ve seni bir başka türlü seven O…
-
İşte…
Bir hayattır gidiyor işte. Yaşıyoruz işte. Kendimizce hizmetler ediyoruz. Kendimizin ötesinde, bir geleceğin temelinde bir küçük taş olma gayreti işte. Kimimiz burada; sizler orada. Hüzün isterseniz, bulanıklık isterseniz benim cephede de çok. Ama gayret derseniz tatilsiz, tarifsiz. Hep dörtyüz metrelik koşunun son yüz metresinde gibiyiz. Zaman az, yapılacak çok iş var duygusu kamçılıyor. Alt komşulara…
-
Ömür işte
Texas haberinden sonra.. Benim gibi Bozüyük’te, Hisarcık’ta ve bir de kovulduğun Haruniye’de yolunu kaybetmiş gibi dolanır durursun. Yani ben… Bu sıralar sensizim ben; bütün hüzünleri yarı yolda bıraktım. Binbir telaşın gölgesinde harman savuruyorum. Çocukluğumun ‘cercer’ makinesi üzerinde atlar koşturuyorum. Toprak solukluyorum, buğday tanelerini biriktiriyorum. Bu sıralar sensiz olan ben; bütün gözyaşlarına, durgun bakışlara meydan okuyorum.…
-
Yolculuklar…
Şifasız hastalıklar, bitmeyen zalim savaşlar, Soğuk yalnızlıklar, kırgın üşümeler, Dışarıya inat derinde esen fırtınalar, Yüreğe musallat silinmez duygular, Küskün kalemler, … Yasaklar, engeller, … Parasız günlerin kasvetli tren yolculukları, Soğuk sullarda banyo, Biraz Amasya, biraz Akyazı, Katıksız akşam yemekleri, Kahvehane üstü ahşap oda, İşçilik günleri, … Her mevsim üşüyen yer yatağı, Bedenden ayrılmayan soğuk yastık,…
-
Dışarıda Kar Yağıyor
Hiç yazmayacaktım. İki büklüm olsam da fırtınaları içimde estirecektim. Zor gelse de katlanacaktım. Zor olan ne varsa “başım gözüm üstüne” diyecektim….. Şöyle başbaşa oturup konuşacak; paylaşacak kimsem yok der çoğu insan. Bunu ben demeyeceğim. Viran olmayacak bu gönlüm. İnadına dik duracak; inadına yapacağım işlere kafa yoracağım. Başka gidecek yolum yok işte. Öyle işte. *** Dışarıda…
-
Üşüyorum
“Komşu Kızı Kezban’a” Diyecek bir şey yok. Söze gerek yok, saza gerek yok. Sen öyle kal ve alem seni seyretsin. Bir harf, bir kelime sana fazla gelir. Duruşun yeter, denizi süzüşün; atları sevmen yeter. Hem bugünlerde ben de çok üşüyorum. Zeytin hasadı zamanı her gelişinde böyle üşürüm işte. Sabahları erken kalkıyorum. Yapılacak işin haddi hesabı…
-
Öyle Kaçmamalı …
Eften püften meseleler bahane edip kaçmamalı insan. Kaçacaksa da Veli Cemo gibi kaçmalı. Bir şafak vakti dağ yoluna düşmeli; insanlardan hayır yok deyip kuşlarla ağaçlarla muhabbet etmeli. Yalın ayak toprakta yürümeli. Çift sürenlere laf atmalı, çiçek toplayan arılara merhaba demeli, bir zeytin ağacı altında uzanıp tefekküre dalmalı. Yeşilden siyaha dönen zeytinlere hayret etmeli. Veli Cemo…
-
Canım Çok Sıkkın
Hem yazdın da ne oldu? İmla kurallarına dikkat ettin, en üst düzeyde ifadeler kullandın da ne değişti? Üstelik yazıları defalarca kontrol ettikten sonra beğenmeyip yenisini yazdın da ne farketti? Canım Çok Sıkkın Yok be abi olmuyor; olmuyor bu işler böyle. Sorma nedenini Sadin dayı. Sen kuşlarınla yaşa dur. Kire pise bulaşmıyorsun. Kuşların pazarda para…