Kategori: Zamanla Eskiyenler
-
Sivas Yolunda
Eskisi gibi bakışlarını süzerek baksan. Sadece baksan. Bakıştığımızı bir biz bilsek, sadece biz hissetsek. Bu bizim kaderimiz deyip başımız önünde, içimizde sancılar ve hep ahlarla savrulsak. Şairin dediği gibi ‘Savuşup geçsek’. Günün karmakarışık gündemine bulaşmadan, kirlenmeden, devrilmeden gelecekteki o günün hatırına o derin duyguları kaybetmesek. Yaban diyarın yaban ellerine düşmüş iki garip köle tavrıyla yıllara …
-
Bitti
Bitti. Bitti işte. Biten İstanbul hayatı gibi. Hatta Van, Konya, Bafra hayatı gibi. Yaşanılmış bütün şehirlerin soğuğu gibi, bitti işte. Sokaklar, bağlar, bahçeler, yürüdüğüm yollar da bitti. Başlangıcı gibi, sonu da bir Ağustos ya da Kasım ayında bitti. Ay karışmış olabilir. Ay, gün, saat önemli mi? Bu bitiş öyle bir bitiş değil. Bu bitişlerde sen…
-
Sadin Kardaşımın Hasreti
“Dün Nallı Dere’de yaşıtım, kardaşım Sadin’le karşılaştım. Epey dertleştik. Hanımı Saliha Bacı 12 yıl önce vefat etmişti. Hala onunla yatar, onunla kalkar.” Dün rüyamda işte o diyordum. O işte. Yanı başımda duran. Yukarıobanın gülü, biriciği. Sabah serinliğimin huzuru. Sürüye çıktığım günlerde, güneş altında gölgem. Bel belleme ayında yorgunluğumun, kırgınlığımın dermanı. Benden gidelin 12 sene oluyor.…
-
Taksim’de Uykusuz Demler
Gelsen diyorum. Bütün hüzünlü , vurgunlu ifadeleri bir kenara atıp hür atlar gibi savrula savrula, süzülerek ufukta görünsen. Bütün gelsen diye başlayan, şarkıları, şiirleri bir kenara koyup bizim türkümüzle gelsen.Buralarda dutlar çoktan meyveye durdu; pembeleşmeye az kaldı. Sen her dutu sevmezsin; bilirim. Ben seni beraber ektiğimiz dut ağacı gölgesinde bekliyorum. Yediğim simitlerin tadı yok demiştim…
-
Gidişin
O günden sonra yollarımız ayrıldı. “Sen bana göre değilsin, senden bir halt olmaz” dediği günden sonra yani. Aynen ve bizati böyle ifade etti. Vakit akşam üstüydü. Ayrılıkların demlendiği vakit yani. Önümden salına salına geçti gitti. Ben öylece kalakaldım. Arkasından bile bakamadım. “Bende çürük duygular mı gördün?” diye soramadım. Efkarlı küfürler dudağımın ucuna geldi; diyemedim. Öylece…
-
Ve Aşk
Ve aşk. Herkesin dilinde. Hak eden de etmeyen de kullanır olmuş bu kelimeyi. Aşkın sırrında dolaşıp kendini bulamayanlar. Aşkı uğruna -güya- çöller aşanlar. Fedakarlık ettiğini zanedenler. Aşkı yüreğinde her dem yaşayıp, kimseciklerle paylaşmayanlar. Serseri çiçeklere aşklarını pay etmeyip, kendileri gibi sessiz ve vakur güllerle aşkını paylaşanlar. Şehirlerin koyu kalabalıklarında olsalar dahi aşkını dere boyunda dizili…
-
Bütün Dünya Senin ve Mihribanların Eteklerine Dolsun
Abdurrahim Karakoç’a Rahmetle, Sen beni terkettinde ne oldu deyip, bu satırlara ucuz ifadelerin sıcak gölgesinde başlamak istemiyorum. İçimde koşan atların peşi sıra gidişimdeki yorgunluğu sana demedim diyemeyeceğim. Edirne’de çıkmaz sokağınıza zaten hiç girmedim. Seni görmek için kapınızın önünden geçmek için bahaneler de aramadım. Geçen Ekrem abi kulağıma fısıldadı Edirne’den iki gün önce göçmüşsünüz. Şaşırmadım, üzülmedim.…
-
Bir Dostun Kelamına, Kelam
Demiş ki: … güzel başlayacak. … ufkum … aydınlanacak… toz olmayacak. Devam edin derim. Sevinirim. Yazınca yazılıyor, ötesini berisini düşünmeden yazıyorum, yazıyorsun, yazıyorlar. Eş ve çocuklar ve tabii hitap ettiğimiz insanlar varken yazıyoruz. Adam gibi adam olamamış, serseri ve bence geri zekalı diye hitap edilecek birisi olan kendimin de keşke büyük dertleri olsaydı, fani işler…
-
O Yazıyı Yazmak
İç-dış rengine bakmadan, kokusunu hissetmeden, kadir-kıymet bilmeyenlere, gönlümüzde sürekli dolaşan o kelimleri, o yarım kalmış cümleleri tamamlayıp cesaretle ve inatla haykırmak için yazmalı. Nasıl olsa hakkımızda fermanlar kesilmiş, kavuşmalar vedasız ayrılıklara teslim edilmiş diye yazmalı. Kuytu yerlerde, suları şırıl şırıl akan ark başlarında, Ramadi’yede bir hurma ağacı altında, Uhud dağını seyrederken veya Ağbayır’da bir serin…
-
Sen Bana, Ben Sana
Her sabah laf olsun diye günaydın diyoruz. Yağmurlu zamanlarda iş olsun diye sokakları dolaşıp havadan sudan konuşuyoruz. Ben mahşeri dertlerimi içimdeki bir başkasına anlatıyorum. Sen mum ışığında eriyen kıskançlıklarını bakışlarınla anlatıyorsun. Bazen de karşılıklı oturup bir yol kenarında çayımızı içiyoruz. Vakitli vakitsiz birbirimize telefon edip, öylesine konuşuyoruz. Bugün ne yaptınların cevabını bulmak için çok uğraşıyoruz.…