0-tree.jpg

İki aydan beri her gün değişen yaşadıklarımızı,

yarım yamalak bildiklerimizi,

sessiz ve yıkıla yıkıla gelen ayrılıklarımızı,

bir ağustos öğlesinde gittiğimiz memleketi yine bir  temmuz başı sıcağında terk edişimizi  de kimseciklere diyemedim.

Oysa binlerce kilometre ötede bir şehirde, bayrama düşen ayrılıklarımız bize kalmıştı.

Yine o şehrin uzağında hastalıklarımız oldu.

Sorulan soruları hüzünle cevap verişimizin ardından, bu soğuk ülkenin yollarına savrulduk.

Bitmeyen maceramız işte. O yüzden adımız bazen Mecnun, bazen Kerem.

Bu aşk üzerine İçimizde sürekli büyüyen hasretimiz; Yusuf’un bakışına düşen payımız.

Vedalarımız bilen biler:

öre öre bitiremediğimiz yuvamız,

almaktan-biriktirmekten bıkmadığımız kitaplarımız,

birilerine emanet dahi vermekten çekindiğimiz interaktif defterlerimiz,

duvarları süslemesinden büyük zevk aldığımız öğrenci projeleri,

belli bir kıvama getirdiğimiz saygılı, her dem gözümüzün içine bakan öğrencilerimiz,

tartısında asla hile katmayan manav Salih’imiz,

bakışlarımızla konuştuğumuz komşularımız,

ufukları, ufuklar ötesinde gezen arkadaşlarımız… ve dahası.

Bilenler bilir.

Biz çok şeye dertlenmiştik ve hala da dertleniyoruz.

Dertleneceğiz de.

Öyle yarım kalmayacak. Rüyalarımızı belli bir yere taşımadık, saklamadık. Bizim hayallerimiz, her tarafta.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler