00evler

Kapımdaydın. Hani o boyası dökük, bir türlü kilitlenmeyen; her zaman bir yanı açık olan kapım.  Halin yoktu, benzin solgun; bir yanın kırık, gözlerinde hazan esintileri vardı. Oysa mevsim bahardı.

Ben sana, sen bana susamıştın. Ne sen bana, ne de ben sana bunu söyleyebiliyorduk.  Tesellisiz günlerdi. Sen benim rüyalarıma küsmüştün.  Ben senin küsmelerine dargındım.

Akşamdı, karanlık çökmek üzereydi. Gel dedim. Kapım açık sana dedim. Kapım sürgüsüzdü. Kapım hiç kapanmıyordu. Öylece saatlerce kaldın. Uçurumun gölgesinde soluksuzdum. Ben de kalakaldım.  Denizin dalgaları da kalakaldı.  Rüzgarlar, bulutlar da kalakaldı.

Kapımda daha fazla kalmadın. Günleri  saymadın; sabır göstermedin. Gittin ve unuttun. Kalbimi, gecelerimin hicranlı demlerini de unuttun.

Şehirlere veda edişimin bu altıncı yılında sen yoksun; hicretim içimde. Biraz ıraklara, biraz yakına; hayalimin şehirlerindeyim. Yine kapım açık, yine yorgunum ve yine kapımda görüneceğin günleri bekliyorum.

Ama istersen öyle kalsın. Farzedelim ki o kapı olmadı, o manidar  zehirli bakışların başkalarına bakakaldı.

Benim Antep’te, Amasya’da çokca Basra’da ve ötede Kalifornıya gurbetliğim devam edecektir. 

Not: Geçmişte ve şimdilerde karşılaştığım veya beraber yaşadığım insanlar yazdıklarıma anlam yüklerler. Oysa yazan kişilerin dünyaları farklıdır. Komşu çocuğunun duruşu, geçmişte babanın veya annenin bir tavrı, sınıf arkadaşının vedasız gidişi gibi yüzlerce konuların etkisi bu yazılarda olabileceği gibi, akşam hüzünleri de  size çok şey yazdırır vesselam. Sözüm kimseciklere değil. Kapılar yazısı da öyledir. Evden kaçmış bir erkek kardeşinizin  cenazisi ile yıllar sonra karşılaşırsınız, oysa o siz onu kapınızda birgün çıkageleceğini -anneniz veya siz- düşünmüşsünüzdür. İşte böyledir yazılar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler