Detaylar yazılmıyor.
Biraz hüznümüz ve çokça vurdum duymazlığımız.
Kendini yakan insan ve insanlar.
Sorumluluğumuzun hesabı ise yazılmıyor.
Sana sorulmuyor.
Sen kimsinli bakışlar, süzüşler, duruşlar.
Ben anlarım. Sen sensin ben de benim.
İçimizde sürekli çalan kırık dökük bestesiz notalar, sözler yazılmıyor.
Vazife almalar vermeler.
Gelenler gidenler.
Taşınmalar.
Gönülsüzlüğümüz.
Biraz ötesi yorgunluk, kırgınlıklarımız da yazılmıyor.
Danışman müdürlük ve benzeri vazifeler.
Bir yıllık ömrü olan işler, markalar, kapı isimleri de yazılmıyor.
Fikir alınmıyor.
Arkadaşlar konuşuyor. Sen de konuşuyorsun.
İhtiyaç analizi vesaire deniliyor.
Albenili ifadeleri söyleyişler de yazılmıyor.
Uygulanmış sistemlere bakılmış.
Planlama yapılmış.
Şefkatli birinin olması lazımmış diyorsun.
Yeni modelin çivisinin kalınlığı ne kadar olacak diye soruluyor.
İnsanlara batacak bir çivi istenilir mi?
Bu soru da yazılmıyor.
- Ama ben:
- Endülüs akşamındayım.
Bir yarım sende.
Sokak sokak geziyorum.
Biraz avareyim, biraz delikanlıca.
Duvarlara, taşlara dokunuyorum.
Esintileri hissetmeye çalışıyorum.
İçimde biraz sen varsın biraz da Aysun esintisi.
Şiirler susuyor. Sen içimde ha bire konuşuyorsun.
Her sokaktan bir ezan sesi.
Ezan okununca susuyorsun.
Yazmayanlara inat yazıyorum ve sonra siliyorum bütün yazdıklarımı.
Bir Cevap Yazın