
Rengi kokusu, kavgası, hırçınlığı ve sır dolu odalarındaki hatıralar o evdeydi. Yüreğimin en gururlu yerinde saklı kalmış o evin hatıralarında, her gün kimselere sezdirmeden dolanıp duruyorum. Şifresi sadece yaşayanlarca bilinen hatıralar sandukasını bir an önce açmalıydım. Bütün şifre rakamlarını bir bir sıraladıktan sonra anahtarı çevirdim.
Birden bir at yorgunluğu ürpertisi ile solumaya başladım. Karşıma çıkacak sesleri, uğultuları, renkleri, kokuları ve şenlikleri an be an bir kez daha yaşamak için derin nefesler aldım. Çocukluğumun ve kısmen gençliğimin pastel rengine bir kez daha dokunmak, ilk kez giydiğim beyaz gömleğimin düğmelerini tekrar okşamak, babamın bir eylül ayı başından getirdiği lastik ayakkabıların gölgesinde yürümek istiyordum.
Sabunhane kokularını soluklamasıyla geçen gecelere yeniden dönmek, zeytin dalları ile çevrelenmiş bir damda yatarken yıldızları saymak, komşu kızı Kezban’ın radyosundan gelen müziklere anlam katarak dinlemek, tek çeşit yemek kokusu arasında anne ve babamın zamanlı zamansız bazen acı bazen tatlı tartışmalarına anlamlı bakışlarla kardeşlerimle beraber şahit olmak, yüreğime yeniden sancı mı katacaktı? Yoksa hatıra işte yaşandı ve bitti mi diyecektim?
Salçalı bulgur pilavına bir lavaş ekmeğiyle lokma lokma yemek istiyordum. Bayramların tek düze telaşına yeniden dönmek, senede bir alınan gömlek için Terzi İsmail’e gidip ölçü vermek ve bayram arifesinde almak istiyordum. Ayakkabıcı Bilal Ustadan bir kundura taklidi lastik ayakkabı alıp babamın borç hanesine yazdırmak, bana zor gelse de yeniden o ayakkabıların kokusunu yenide hissetmeliydim.
Yıllar sonra gecenin sabaha durduğu bu vakitte, o paslanmayan günlere ürpererek uğramaktan korkmuyordum. Elbette o hatıralarla bir kez daha olacaktım. Hele bekleyin!
Bir Cevap Yazın