wp_20151026_11_15_17_pro

Sarsıntılı günlerden uzakta, toza-çamura bulanmadan  dostlara merhaba demek vardı.

Tahta pencereden bakarken, bir teneke soba başında ısınırken gönlünüzdekine merhaba demek vardı.

Ankara kütüphanesinde kitap ararken, Hacettepe otobüslerinde yan yan oturduğunuz dostlarınıza defalarca merhaba demek ne güzeldi.
Bunun gerisinde bir marangoz ustasına korka korka merhabalar demenin zorluğuyla işe başlamak.
Gece zifire karanlıkta Şeytan Deresi’nden geçerken içinizdeki korkuya merhabalar demek.
Bir köy odasında babanızın yanında merhabaları dinlemek, merhabalar içinde boğulmak ne tuhaftı.
Gençliğinizde eve geç gelmelerinizde ananızın soru işaretli bakışına, babanızın çatık kaşlarına sessiz ve kesik merhaba demek.
Felçli dedenizin kaldığı odadaki -diğer- sekiz özürlü hastaya da  hüzünlü merhaba demenin zorluğuyla sancılanmak.
Ey unutulmuş merhabalar!
Merhabamı duymazlıktan gelen ey Halime’nin kızı Müzeyyen!
Biz şimdi hüzünlü ayrılıkların merhabasızlıkları içimizde dolanıp duruyoruz. Nedeni belli olan merhabalarımız ise  bizi alıp götürüyor bir yerlere.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler