
Dün zabıtalar bizim dükkanın yeşil boyalı kapısına kilit üstünü kilit vurdular. Kilitler paslı mıydı, hangi markadır hatırlamıyorum.
Vay efendim, kaldırımları işgal etmişiz.
Vay efendim, köyden gelen eşekler dükkan önüne neden park ediyorlarmış?
Şehrin 3 tane hayvan hanı varken, bilumum hayvanların dükkan önündeki direğe bağlanması belediye kanunlarında yer almazmış.
İki dükkan yukarımızdaki Ciğerci Cemal’e ses çıkarmıyorlar. Adamın dükkanın önü sabah, öğle ve akşam eşekten geçilmiyor. Eşek bir yana, Yukarı Köyün Muhtarının beyaz doru atı da oradan çıkmıyor.
Eskilerin inşaat ustası, şimdilerin zabıta başı Zeki Çavuş da oraya kebap yemeye geldiğinde herşeye vakıf oluyor. Burada bütün detayları yazıp kafanızı şişirmek olmaz. Daha adını yazacağım çok adam var amma kim ne halt ederse etsin milletin yaptıklarını bana ifşa etmek düşmez.
Şunun şurasında ekmeğini yediğimiz dükkandan ne istiyorsunuz?
Ne demeli?
Reis efendinin bize kirli garazı olmalı.
Köylü milleti bu; eşeğiyle, atıyla ve hatta Uzun Habeş beyaz katırıyla bizim dükkana satılacak ne varsa getiriyorlar. Adamları şehre sokmayın o zaman. Hatta evlerinden, bahçesinden, tarlasından çıkmasınlar.
Şunun şurasında üç buçuk günlük dünya. Biraz fazla ayıp oluyor.
Birkaç kişi ‘alçakça çıkarlar’ için dünyayı zaten zehir ediyor. Ben demiyorum gazeteler yazıyor.
Acımasızlık moda mı oldu, Zeki Çavuş?
Memleketin başkentinde olan benzer çalkantıları burada da yaşatmanın ne anlamı var? Şunun şurasında milletin malını alıp satıyoruz. Fındık Teyzenin yoğurdunu kim satacak? Her sabah bahçesinden incirleri toplayıp getiren Kamile abla ne edecek? Daha bir sürü isim var.
Mesele eşek meselesi değil. Detayları olan işler.
Otuz günün her bir gününde ekmeğini yediğimiz dükkana kilit vuruldu. Yaramız bu işte.
Geçen Kayserili kamyon şoförü Şemsi geldi, ‘Abi bizim oralarda daha beter garazlı işler var’ dedi. Anlatıkları canımı sıktı. Derdimizi unuttum. Adama iki şiş kebapla bir de ayran ısmarladım. Dükkan kapalı olduğundan birşey satamadım; zeytinyağı, sabun, falan. Ben gam etmedim ama Şemsi üzüldü.
Ertesi sabah çoluk çocuğu topladım. Tamirci çıraklığına giden Fuat’ı da işe göndermedim. Kendimizi Koydibi’ndeki zeytinlikte bulduk. Ağaçların altındaki irili ufaklı bütün taşları topladık ve zeytinliğin sınırına taştan duvar ördük. Taş işte. İşe yaramaz mı? İncirlerin dibindeki bütün pis otları da temizledik. Ot işte. Bir kenara attık.
İkinde vakti çoluk çocuğa kendimce nutuk attım. Şehirlerdeki pisliklerin de temizlenmesi gerektiğini dedim. Ve daha neler dedim neler. İyi de oldu.
Bizim oğlanlar derslerine çok çalışacaklarına söz verdiler. Kızların da sözleri oldu. Akşam serinliğinde eve yeni kararların aşkı ile döndük.
Dükkan ne zaman açılır? Allah bilir. Açılır açılmaz size de yazarım.
Karmaşık Remzi gibi adamları aracı yapmayacağım. Sabır edeceğim. Taş ustası Rıfat gibi küfürlerin en katmerlisini etmeyeceğim. Dua edeceğim.
Durum bu Reis Efendi. Anlarsın ya!
Not: Yazıda geçen kişiler ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, o isimde