NE GEREK VAR?
Renklerin ve renksizliğin iç içe geçtiği bir gün daha…
Üç aylık İngilizceleriyle ders anlatanlara yaptığımı yorumlarımızla, bazılarını çok kızdırdık, bazılarını da aşırı övüp, göklere çıkardık.
Yo efendim PowerPoint sayfaları etkili kullanılmalıymış, yok efendim tahtaya mutlaka tarih atılmalıymış. Mutlaka vücut dilinin etkisini göstermeliymiş. Matematik dersinde daha grafik organizer kullanmak gerekirmiş. Bir öğretmenin iyi bir hikâye anlatıcısı olması da gerekliymiş.
Buncasına gerçekten gerek var mı?
Bırak millet istediği gibi ders anlatsın. İstediği sınıf dilini kullansın. İsterse, “Gel lan buraya desin,” isterse “Lütfen,” desin. Üçüncü defa, “Ben bugün hazır değilim,” diyen arkadaşa ne diye laf çarpıyoruz ki? Koca koca arkadaşlar.
Anlayacağınız, olur olmaz yerde sarf ettiğimiz cümleler oldu. Edebi ifadeyle: Bazılarını büyük harf ettik, bazılarını da küçük.
Nasıl olduysa, bazen de yorumsuz kalışlarımıza bile laf vurduk.
Şunu da itiraf etmek gerekir ki, bazıları hatta çoğu ders anlatırken şaşırdığımız anlar oldu; onlardan çok şey öğrendik.
Bir Cumartesi de geçti. Herkes gitti.
Bir türlü düzeltemediğim odam, dağınık masam ve çekmecem.
Hele şu doküman bitsin, hele şunu da halledeyim halleriyle yalnızlığım başladı.
Şimdi şiirler dinleme vakti.
Birilerine karşı duyduğumuz isyanlarımıza merhem o güzelim şiirler.
Evden getirdiğim domates dürümü acı mı acı. Şimdi bir Barak havası gider.
Günü çabuk bitirmek lazım. Bir an gece gelsin ve ikinci fasıl başlasın. Kendimle yine baş başa kalma arzusu.
*
Bir defacık olsun diye erken yola çıkıyorum. Erbil caddeleri ıssız. Arabanın camları açık. İbrahim Sadri çalıyor.
“Yaz bitti..
Sesin, ayy düştü.
Mavi neonları söndü sahil çay bahçelerin
Ortalıkta birkaç sarı yaprak
Yarım bir çay ve sadece hatıralar var,
Yaz bitti…”
Şükür araba arıza göstermiyor. Tam hızlanmışken kırmızı ışığın size engel olması ve telefonun çalması. Evde misafir varmış. Odama dönüp dönmemekte tereddüt ettim.
Geriye döneyim fikrine evdekiler, “Dönme,” dediler.
Sonra ev hali işte!

Bir Cevap Yazın