
Bahar gelince neşe demek, sevinç demek.
Yağmurlu havalarda hüzünlere dalmak.
Güneş doğarken ümitlenmek.
Ama her gün yazmak.
Bugünü yazarken hatalardan, kayıplara karışan arzulardan bahsetmemek.
Dünde kalanları sorgularken, hatalara tokat üstüne tokat atmak.
Bugün yaşanılanları sıralarken. Şunu yaptım, şöyle uyuyamadım, birilerine kızdım, şu kararları aldım dememek
Yani mesala yaşadığınız ülkenin onlarca eksiğini gediği su üstüne çıkarmak: Bu adamlar trafikte neden sağ-sol sinyalini kullanmazlar? Sağcılığa veya solculuğa düşmanları mı var? Ortayol mu onların dünyaları? Sadece gece mi kullanılır arabanın sinyalleri? Yine tarafikte giderken dördüncü şeritten önünüze arabasını kırıp gelene alışmanız mı lazım? Falan filan.
Hava kirli, hava neden puslu? Aslında toz yağıyor. Neyi çözeceğim? Bu ülkedeyim, bu ülkedeyiz. Sahi ne yaptık bunca yıl? Al sana sorgu yumağı Şamil abi. Bana ne oğlum senin yaşadığın ülkeden, der misin? Deme be abi, bir de sen deme. Hatta işinize gelmiyorsa çekin gelin diyen Bacanak Ferudun gibi olma!
Bugün yaşanılanları sıralarken. Yaşdığınız mesleğin zorlukları veya inceliklerini mi yazmalı? İçimizde bitirdiğimiz arkadaşları, kordidorda karşılaşınca selamımızı almayan Cımız Salih’i mi yazsak? Dokundurmadan, incitmeden ama dayanarak. Bana birşey deme diyen Yazdırık Yılmaz’a ne diyelim?
Zaten herkes yazıyor. Sen de tutturmuşsun illa günde iki sayfa yazacağım. Başına bela mı istiyorsun? Sözünden cayıver olsun bitsin. Bir sayfa yaz. Hem aşklı satırlara da küsmüşsün. Boyununa dolanmış duyguları fırlat; yaralarına sarılmış bağları sök. Açık kalksın yaraların ne olacak? İrin olsun, mikroplar dolsun. Ne olacak? Sonu bitiş işte. Hergün onlarca –beyhude- biten hayatlar var. İşte orada; işte burada. Soran-sorgulayan ve hatta isyan eden mi var?
Ha gayret bir sayfayı doldurmak üzeresin.
Zorlama. Niyetim soğuk odaların kısık sesini dillendirmek olsaydı işim daha kolay olacaktı. Yazılmıyor işte.
Gerçek hatıralar zamanla ortaya çıkar. Sınıfınızı terkedip giden bir talebinizi, inadına ödev yapmayan diğer bir talebenizi yazmak da var. Beş yıl emek ettiğiniz bir okulda yaptığınız üç hata ile yirmi yıl yaşamak.
O hatalar da yazılmıyor işte.
Bunun ötesinde sana küfür eden bir adamı da boş ver yazma. Bir dediğinizi iki etmeyen bir ev arkadaşınız yoksa al başına belayı. Buna kafayı yor. Sefil bir izdivacı laf olsun diye götüren komşu Sabriye Teyzenin halini yazmanın gereği var mı?
Sabahın altı otuzüçü. Biraz sonra yine kalkmalıyım. Mutfağa dalmalıyım. Sağı solu toparlayıp, yeşil bezle masayı silmeliyim. Diğer bezler yasak! Geceden kalan yağlı teflon tavayı yıkamalı. Lavoba işine atılmış bardakları sudan geçirmeli. Boş süt kutusu küçük mutfak tezgahını işgal etmişse onu da ikiye katlayıp küçük çöp kutusuna atmalı. Hızlı bir şekilde kahvaltı tepsisini masaya koymalı. Eksik olanlar veya kase dibinde reçel izi kalmışlar varsa onları da tamamlamalı. Zeytin genelde aynıdır; dokunma kalsın. Esas menüye geçmeli. Dün bayat ekmeklere salça, nane, yağ, karabiberle soslamış ve fırına atmıştım. Bugün yumurtasız menemen yapmalıyım. Dün ıhlamur çayı hazırlamıştım, bugün zahter çayı hazırlamalıyım. Sonra da okula gideceklere uyandırmalıyım. Belki bir müzik koymalıyım. Biraz ben ses yapmalıyım. Sonra hızlıca bir duş-muş almalıyım. Kendime kıyafet uydurmalı. Bu arada evin ortancasına arabayı çalıştırmasını söylemeleyim.
Sonra yola düşmeli. Sonra düşlere dalmadan bir başka dünyaya girmek.
Yazılıyormuş Şamil Abi…
Kim mi okuyacak? Sen okuyorsun ya abi. Boşver ötesini. Ütopya sevdalarımızı yazmıyoruz be abi.
Hele bugünlük yeter.
Ben Rıza. Okul duvarına adı asla yazılmamış Rıza. Adı her gün yazılanlar oldu da ne oldu? Anla işte!
Attila İlhan abi de yok.
Bir Cevap Yazın