
“Bir gün bunun hesabını sorarlar” der ya şair; hem de nasıl hesap sorarlar. Öyle ahirete falan da kalmaz. Belki yaza kalmaz. Belki bahar gelmeden yakanıza İlah-i Adalet yapışır.
“Eşkiyaları dağlar anlayamazlar” demesine der ya şair, eşkiyaları şehirler de anlayamıyor. Eşkiyaları mikfronlar, kameralar ve hatta çekim yapılan odalar, kocaman binalar da anlamıyor. Ama Adil olan O görüyor. Zamanı gelince Onun mikrofonları- kameraları kim eşkiya kim bilmem ne anlatacaktır. Mahçup olmaya dahi vaktiniz kalmayacaktır.
“Bir gün sorarlar payınıza düşen ne?” Bunu da ben demiyorum. Şair diyor be şair. İlla tam ne demek isteğimi anlamak isterseniz, bizim caddenin başındaki Kestaneci Adem abiye bir uğrayın. Bak ağızlara ne kilit vuracak. Eski fotoğrafları gözünüzün önüne getirecek. Öyle eski zamanların İtalyasına veya Almanyasına ve hata koca Rusyasına sizi götürmeyecek. Osmanlı diyecek, Osmanlı. Dönek diyecek, dönmüşler diyecek. Beylik diyecek, zalim diyecek. Ulan bu altı üstü bir Kestaneci demeye yeltenmeyin, fiyaka falan atmaya kalkmayın. Çarpılırsınız. Dedik ya ağzınıza kilit vurulur sonra. Adı sahte Mehmet olmuşlar, sakın oraya uğramasın vallahi çarpılırlar.
Ey siz hayatın yalanında, düzenbazlığında yaşayanlar! Ey siz fırıldaklar, söylediklerine kendileri de inanmayanlar! Ey siz iflah olmazlar! Hele bir Kestaneci Abilerin ahları arşa yükselsin, o zaman görürsünüz o ahların ateşinde kestenaler nasıl çatlarmış.
Foto: https://www.flickr.com/photos/ronkaspi/19214558581/
Bir Cevap Yazın