
Diyemiyorum işte.
Ona şuna buna, baştakine altakine.
Bir de sana ve bana diyemiyorum.
Kelimeler hapislik olmuş; sorgu hakimi yok, savcı yok.
Kelimeler hüzünlerden kurtulmak ister. Her bir harfin haykırışları ranza demirlerini terletiyorlar. Yetmiyormuş gibi, bulutlara da meydan okuyorlar.
Diyemiyorum.
İnan sana ve bana da diyemiyorum.
Kendime, özümün özüne sözüm geçmiyor.
Bir kaptırmışlık, bir hüzzam hali var.
Halim savaş ötesi bir kavgada, içimde hergün binler ölüyor; ülkelerin akıldışı savaşları bende yaşanıyor. Gaddarlara meydan okuyorum. Yeter!
Bu sınıflar, bu emekler olmazsa ve sözümüzün özü vefamız olmazsa birgün ve hatta bir dakika durur muyum? İlhamının nereden geldiğini bilmediğimiz -bizce icat ettiğimiz- çalışmaların telaşı, heyecanı olmazsa alır başımı dağları aşar, ormanlarda kaybolurdum.
Dönmem.
Arkama bakmam.
Heybemde vazgeçmeyeceğim vefam ve sadakatım emanetimle kaybolurum.
Neme gerek kitap defter; neme gerek kağıt-kürek… der ya birileri. Ben de derim.
Sana ve bana bunların ötesinde birşeyler diyemiyorum.
Diyemeyeceğim de.
Böyle gidecek.
Bana ve sana laf diyenler de gidecek.
Biraz daha yazsam nefis araya girecek.
Zaten gecenin onikisi. Erbil’de elektrik de gidecek.
Bir Cevap Yazın