
Sadece kağıt ve kalem yetmiyor. Anlatmalar da yarım kalıyor. Bir esinti, bir hafif yazma tiryakiliği var. Sefil ‘Printer’ boşuna basıyor duyguları.
Katran karası arabam yollara olan hasretimi anlamıyor; ha bire bozuluyor. Kendince hayatı bana öğretmeye çalışıyor. Yollarda kalıyorum. Kalabalık yollarda tek başıma kıvranıyorum. Gece oluyor; kapkara karanlık. Dilden anlamıyorum: Badeni, Sorani. El ayak çekiliyorken Çekici Kervan geliyor. Herşey olup bittikten sonra Kerhi Usta bir türlü konuşuyor; komşu Cemal bir başka türlü. Kamilin oğlu Rıza da olmasa bu araba işinden anlamayacağız. Abi buranın kirli benzininden diyorlar. Dohuk’un havasına bakma, benzini kirlidir. Bir de ekonomik kriz var, seni benzin değil ekonomik kriz vurdu diyenler de oluyor. Anlamıyorum.
Anam da “Oğlum o arabayı bir an önce sat kurtul” diyor. Bu araba benim parçam olmuş; Anadolu yollarında 14 bin kilometrelik hatıralarımın olduğunu, onu başkasına yar etmeyeceğimi anama söyleyemiyorum. Onunla beraber Hatay Yayladağında yediğimiz tafraları sır gibi sakladığımızı, kaç sahur ve iftarı onunla beraber yaptığımı bilmiyorlar.
Karındaşım Zeki, “Kazım da itleri değiştirdi” diyor. Bana laf atıyor. Kazımın iti de karaymış. Şimdi itlerin hepsi karbeyaz olmuş. Kazım’a göre kara renk uğursuzmuş. Laf işte!
Babam “Oğlum sen zaten almayı satmayı bilmiyorsun” deyip memleket küfürlerini savuruyor. İçin için kendim de birşeyler mırıldanıyorum. Bundan bizim köyün bekçisi de, muhtarı da nasibini alıyor. Bilmiyorum neden.
Uzun hava zaten dinlemiyorum, Estas Tonne’yı dinlemek ise hiç kar etmiyor. Gitarın tellerinde kayboluyor adam, bir de beni içine çekiyor.
Vehasıl elin Korelisinin gönderdiği o nadide araba parçaları yar olmadı. Kökten değişti. Koca motorun parçaları birilerinin cebine ya da çöpe gitti.
Aslında bir bisikletim olsaydı yeterdi. Klimalı, havayastıklı, CD’li arabaya ne gerek!
Yo yo.. Ben iyisi kendimi derin vadilere vurayım. Çiniler, avizeler… anlarsın. Hisarcık yolu. O siyah araba. Elimizin boş döndüğü ramazan günü…

Bir Cevap Yazın