8Şehirlerin gölgesinde, duvar diplerinde, elektriğin gittiği anların mum ışığı titreğinde, hatırası bol ağaç altlarında yazıyoruz işte.

Yitik gençliğin hatırası bizde, yokluğu iliklerinde hissetmiş bedenin yorgunluğu yazdırıyor bize. Küskün ayrılıklar, aşkını yitirmiş hayaller ve sessiz çığlıklar içimizde bağırıp duruyor, yaz diyor, yaz. Anlaşılmayan hayallerin ufku, çılgınca koşturmaların noktasızlığı durma koş, hep koş. O koşmaların hıçkırığı da yazdırıyor.

Enkazlar, unuturulmuş tarih, tökezleyen atlar, yolcusuz yollar da yazdırsa da, bu ümitsizlik, bu zulüm de yazmada nasibini alıyor.

Gitmeler. Yani şairin dediği “Al ömrümü koy ömrünün üstüne,  Senden gelsin ölüm başım üstüne” hüzün yazmalarını bitirmeli ama başka türlü olmuyor işte. İster arabesk, ister deruni sanatlar arasında yazmalar olsa da sen de yazıdırıyorsun işte.

Har içindeyiz. Her yanda yabani otlar, hudut bitmez zalimler. Yol alıyoruz. Planlar; bitmeyen planlar; nedenli soruların küstahlığı, cevaplardaki fırıldak dönüşler arasında yıkılmışız.

“Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına,

Rızkımı veren Hudadır, kula minnet eylemem.”  

Fikrindeyim. Yazsam  ne olur, yazmasam ne olur demeyip yazmalı ve planlanların “Z” sine doğru yol almalı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler