İkindi serinliği. Yağmurun yağması az önce durdu. İçimde sancısı devam eden bir derdin ısmarlama kasırgası durmadan esiyor da esiyor. Aylık suskunluğum devam ediyor.
Hacettepe hastanesi bir hasta bekliyor. Hastayı ben de bekliyorum. Bütün katları beyaz önlüğümle doktor edasıyla geziyorum. Hastalar görüyorüm. Yorgun, bitmiş duyguların solukları yüzüme üfleniyor. Beyaz önlüğümü giyeli üç hafta oldu. Edalığım ondan. Hiç bir hasta umrumda değil, ben kendi hastamı arıyorum.
Neden gelmedi?
Bir saat önce, telefondaki ses çok önemli bir hastanın geleceğini ve benim onunla ilgilenmem gerektiği söylenmişti. Neden ben? O ses, bir sis gibi silik geldi bana. Kimdi?
Uykusuzluğum beş gece öncesinden başladı. Bir dostun olur olmaz ve zamansız bir cümlesi beynimin bütün hücreleri sersefil etti. Yüreğimin derinliklerini delip geçen o cümlenin bütün harfleri, şimdi peşim sıra gezip duruyorlar.
Oysa doktor adam dinç olmalı. İnsan hayatıyla uğraşıyoruz. En hareketli müzik dahi beni uyanık tutamıyor. Üç günden beri Kan ve Gül ve Hep Kahır’ı nedense çok dinliyorum.
Bu koridorlar silikleşiyor. Ayakta durmaya tahammülüm yok. Ayaklarım beni taşımıyor. Genel Cerrahinin önündeki sandalyeye yığılıp kalıyorum. Gözümün önünde renkli anatomi kitabının sayfaları uçuşuyor. Beş gün önce bana savrulan kelimeler, kitapta geçen her bir ifadeyi, tanımı sürükleyip götürüyor. Ben çaresiz ve sersefil kitapsız kalıyorum. Ayağa kalkamayorum. Kitaplar, kelimeler, tanımlar, insana ait bütün resimler koridoru kaplamış uçuşuyorlar. Yüzüme harfler sille – tokat oluyorlar.
“Senden doktor olamaz, senden adam olmaz.”
Bu cümleydi bana söylenen. Başıma başıma vuran ifadeler, kimin söylediğini hatırlamama müsade etmiyor.
Böyle bir ifadeyi kim söylerse söylesin hiç umrumda değil. Kızgın bir hasta, bana kafayı takmış başasistant da olabilir. Gitmem gerek.
Apartopar dışarı çıkıyorum. Acil servis önünde sedyede bir hasta görüyorum. Seni görüyorum. Seni buluyorum. İçimde asla kaybolmayan seni, acil sonrası ameliyata ben alıyorum. Günlerce seninle ben oluyorum. Yedi ayın herbir günü seninle oluyorum. Sonrası öyle kalıyor. Telefondaki ses ise ortaya çıkmıyor.
Aradan 23 yıl geçiyor. Uzak diyarlarda o günlerin sancısıyla sen olup, hala uykusuz gecelere selam duruyorum. Mesleğimde çok büyümüş olsam da seni kaybetmenin eksikliğini hiç birşey kapatmıyor.
4. Aralık. 2013 /Erbil
yazı/foto: magpak

Bir Cevap Yazın