0-farewell

İstanbulun huysuz sabahında, telaşlı sönük sahurunda ve solgun iftarını yaşadığım günlerde 

Ranzamın demirlerine sapladığım gölgenle uğraşıyorum. Lambalar bir türlü sönmüyor. Karanlık olsun diyorum. Senin aydınlığında aydınlasam, seyretsem seni doya doya diyorum; olmuyor Işıklar açık. Bu aydınlıkta seni göremiyorum.  Biraz daha karanlık olsun diye pencerimin perdelerini sıkıca kapatıyorum. Üzerime battaniyeyi sıkı sıkı örtüyorum. Heyhat dokunamıyorum sana. Duyuramıyorum sesimi sana. Sana dokunamıyorum.

Avazım çıktığı kadar sana bağırıyorum. Duymuyorsun. Duyuramıyorum sesimi. Suçum nedir? Bilmiyorum. Gözlerimi sıkı sıkı kapatıyorum. Kulaklarım duyu kaybına uğramış gibi senden gelecek bir esintiyi dahi duymuyor. Nedendir bu hal? Bir zor bilmecenin içinde tutsağım.

Yaşadığın aydınlık vadinde sen yaşa dur. Ben senin divane yokluğunu yaşamaya alışkınım. Hasretini damla damla içimde eritmeye çalışıyorum. Neylersin bu konuda da tembellik üzerime çöküyor. Hürmet edilecek bu hasretime leke sürdürmeden götürmeye çalışıyorum. Biraz sonra sensiz gözlerim kapanacak. Yorgun düşüncelerim senli rüyana dalacaklar. Gecenin ortasında uyanacağım. Seni kayıp edeceğim sabahın durağında; rüyamda gördüğüm halini kayıp etmemek için göz kapaklarımı uzun süre açmayacağım.  

Sensizliği yaşımın verdiği yorğunluğuna ekleyip  gecelerim böyle geçiyor işte.

yazı/foto: magpak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler