Kapanmasın diye gözlerim inadına kahve üstüne kahve içiyorum. Böyle yazmanın içine, dışına kocaman laflar ediyorum. Kurumuş yüreğimin dağınık haline bakmıyorum. Gecenin bütün yıldızlarını toplayıp sana getiremedim ama, onlardan aldığım nice ilhamları zaman zaman aktarıyorum.
Öyle de olsa bahane üstüne bahane uydurarak çoğu zaman senden ve hatta benden kaçıyorum. Yolumun uğradığı heryerde artık seni ve senden kalanları aramıyorum desem de yalan olduğunu ben de biliyorum. Yine bu ne tezat ki, ipek halıları önüne seremedim diye de hayıflanıyorum.
Yaşımı başım almış. Böyle dağınık yazıyorum. Sana Bamteli türünden yazılar yazma cesaretim yok işte. Yazamam da zaten. Öyle ya, herkes boyunun ölçüsünü bilmeli.
Sen ne yapıyorsun? İlhamlarını nereden alıyorsun?
Elif Şafak ablamı sen de bilirsin. Şemsparesini geçen yaz almıştım. Öyle bir karıştırmıştım. Ama şimdilerde hakkını vermeye çalışıyorum. Bazı yazılarını sık sık okuduğum oluyor. Tıpkı Virginia Woolfun Yazarlık Dersleri adlı kitabı gibi. Hatta buna Stephen Kingin Yazma Sanatını da ekleyebilirim. Sadece bunları mı? Elimde olsa her sene rahmetlik Necati Sepetçioğlunun Kilit, Kapı, Konak diye devam eden serisini okur lise yıllarında çıkardığım özetleri geliştiririm.
Ne diyor Elif Hanım: “Harfleri ve kelimeleri çok ama çok sevmek, bir tek cümle için bazen bir saat düşünmek, ciddiyetle araştırma yapmak, ayrıntılara meftun olmak demektir.” Sanki bunu Cemil Meriç rahmetlikten duymuş gibiyim. Sanki bunu Stephen abiden okumuş gibiyim. Olsun. Doğru her daim doğrudur.
Yanlış anlama. Derdim yazar olmak veya yazarlık dersi vermek değil.
Sadece şunu sordum: Sen ne yapıyorsun?
Evvelsi gün yazdığım Kasım yazısına bir arkadaş kafayı takmış: “Abi kim bu Üsküdar’lı?”
Ne Üsküdar’lısı yok öyle birisi. Öylesine bir karakter, dedimse de inanmadı: “Abi sende birşeyler var ama anlamadım.”
Yav vallahi billahi yok birşey. Fazilet Teyzemin oğlu Şemsi’de var bende yok.
Hem içimde, sağımda, solumda öyle karekterler geziyor ki, hangi birisini yazıp, kahramanlaştırayım. Yazılıyor işte. İlla var bir Üsküdarlı var diyorsan. Var yav hakikaten var demekten başka çarem yok. Sadece Üsküdar da değil, birçok şehirde var. Amasya, Konya, İstanbul, Ankara, Gaziantep, Glasgow, Banburry, Erbil, California …. ve tabi köyüm Akça Kent’te var. Var işte.
Stephen King abimiz ne diyor: “Eğer ciddiye alırsanız işimizi yapabiliriz.” Yaparsınız demiyor. Yaparız diyor. Aferin bu adama.
Epeyce işler karışmadan ben sıvışayım. Kapanmasın diye gözlerim Suavi’nin söylediği Bu Memleket Bizim’i defalarca dinliyorum. Adam iyi bir solcu ama saygı duyuyorum. O benim dinlediğim bamteline hitap eden ifadeleri dinlemez ama biz onu dinliyoruz işte.
Ya sen ne yapıyorsun, ne dinliyorsun, ne düşünüyorsun?

Bir Cevap Yazın