Kendine epeyce kızdığıma çok alınmışsın. Beni eve kapattın. Hatta “proje” diye hazırladığım çalışmaya bile zarar verdin. Bilgisayarda “mavi ekran” belasına bile destek verir oldun. Bu da yetmedi; dün Cumartesi dersini bile senin yüzünden kaçırdım.
Beni bu kadar madara etme be Bayram!
Sen de şahit oldun: Komşu çocuklarının bile Bayramını bir bir kutladım. Üstelik arabanın arkasında –zulada- sakladığım en kalite çikulataları bile onlara dağıttım. Hayatımın en çok toklaşmasını senin adına -adını üç yıldan beri bilmediğim- camide yaptım. Dilini bilemediğim insanlarla senin adına sokakta tokalaştım. Tokalaştığım insanlarla göz göze geldim. Samimiyetime hala İnanmadın mı? Komşumuz Zencefil Bayram’la bile bu kadar göz göze gelmemiştim.
Hatta bu yazıyı yazarken yanıma gelen kızımı bile başımdan göndermedim. Senden dolayı yapmadım. Gelene-gidene senin adını kullanarak “Bayramınız kutlu olsun” falan dedim ama içimde rahat durmadın, “Hadi lan oradan, utanmadan benim adımı kullanıyorsun” dedin. Samimiyetime laf ettin ya, helal olsun sana. Olsun! Ben neleri sineye çekmedim ki? Seni de öyle bir çekerim ki kaybolursun.
Sen geldin diye kendi elimle kurbanlar kesmedim. Kesemeyeceğimi sen de bilirsin. Kurban kesilen yere adım atamadım. Bütün koyunların, ineklerin boğazına atılan keskin, çelik bıçaklar sanki benim boğazımı kesiyor gibi gelecekti. O yüzden gitmedim. O kesmeler, biçmeler, kırmalar, yüzmeler senin adını kullanarak yapıldı. Beni hayvan hakları savunucusu falan zanetme. Elbette yapılan haktır. Ama anla beni be Bayram!
Geçen bayramın, bayramında köyümdeydim. Hatırla bakalım. Yedi sülale ötesinde dedemin kanlısının torunlarını ile bile tokalaşmış, halhatır sormuştum. Bununla da kalmadım. Komşumuz Sarı Zeyneb’i kaçıran Mikail de selam verdim. Sarı Zeynep’in ne kadar önemli olduğunu bacım Semiha bilir. Biraz sır anla ya hû!! Bunu senin için yapmıştım. Sadece bunlar mı? Değil elbette! Gitmeden bir dinle! Anladım günlerin sayılı. Her yıl şöyle bir görünüp gidiyorsun. Gitmeden söyleyeceğimi dinle de öyle git. Söyleceklerim bittince kıymetini bilenlerle sarmaş dolaş ol.
Ben, bir zamanlar yıldızsız bir otel odasında -Amasya’da- yaşadığım gençiliğim bayramındayım. Hala oradayım. Yirmi yaşındaydım. Tamtamına yirmi. O Bayramın garipliği içimde: gözü bağlı dönüp duruyor.
Üzdüğüm bütün Bayram’lardan ve hatta Bayram amcalardan, dayılardan ve tabii içimdeki Bayram’dan özür dilerim.
Bu Bayram da öyle-böyle geçti işte. Yolun açık olsun

Bir Cevap Yazın