Lastikçi Kemal ile dün gece kafamızı bozmuştuk. Reno Steyşin’i ile yola düştük. Ne o konuştu ne de ben. Kafamız bozuktu. O kafasını Kezban Ablaya bozmuştu. Benim kafam ise dumanlıydı. Anlarsınız işte.  Kendimizi yolların en uzununa doğru vurmuştuk. Fırat kenarında yol bitti. Arabadan indik; taşların üstüne  sere serpe oturduk. Fıratın suyu dolunay ışığı altında nazlı ve derinden akıyordu.

Lastikçi Kemal’e nereden estiyse Fırat’ın suyu ile özene-bezene abdest alıp uzun bir namaza durdu. İki rekât kıldığı namazın uzunluğu sanki saatler sürdü. Ben bir yandan onun duruşuna, bir yandan da dolunayda gördüklerime daldım. Lastikçi Kemal namazı bitirdi. Neden durup dururken upuzun iki rekat namaz kıldı? Neden dakikalarca dualar etti? Söylemedi. Ben de merak etmedim zaten. Lastikçinin zaman zaman beni şaşırtan işleri sadece bu değildi. Geçen hafta eve dönerken arabayı bir manavın önünde durdurmuş iki kasa muzu, yetimhaneye götürmüştük. Kapıya sessizce bırakıp ayrılmıştık. Yaptığı bazı işlerde var ki, bana söyleme düşmez. Kezban Abla duyarsa Lastikçinin kafasını şişirebilir. Ne me lazım!

Ben ve Lastikçi Kemal öyle çok konuşmazdık. On bardak çay içer; iki kelimelik muhabbetimiz olurdu. O zaman zaman sevdiği uzun havasını mırıldanır. Bana da dinlemek düşerdi.
“Şu yüce dağı duman kaplamış,
Yine mi gurbetten kara haber var.
Seher vakti burda kimler ağlamış
Çimenler üstünde gözyaşları var.”  

Lastikçi Kemal’in işi çok olsa da bana vakit ayırırdı. Biz sadece çay içerdik. Çoluk çocuk yoktu muhabettimizde. O, memleket meselelerini yamalı lastiklerin içine gömerdi. Siyasetten nefret ederdi. Biz havadan sudan da pek konuşmazdık. Suya yazılı muhabbetlere ne o, ne de ben tenezzül ederdik.

O gece, seher vaktine kadar Fırat suyuna ve ay ışığına dalıp dalıp çıktık. Beraber Sabah namazına durduk ve tekrar gerisin gerisi döndük.

Onun Kezban Abla ile kırık hallerine sağlam perçemler vurduğunu geçen hafta anladım. Ben hala her gece Fırat Kenarına gidip ay ışığı altında yakamozları seyrediyorum. Arada sırada uzun iki rekatlik namazları denesem de Lastikç Kemal gibi yapamıyorum işte.

Bir şafak vakti yolunuz Fıratın Zeugma tarafına düşerse sizinle de konuşmadan saatlerce otururuz. Ay ışığı belki her daim olmaz ama gönül ışıklarımızı yakarız.

yazı/foto:mağpak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler