Duruşundan, yürüyüşünden, kaçamak bakışından ve sırıtık gülüşünden yorgunum. Çağdaşlarından, yaşıtlarından, dava arkadaşlarından, toplantılarından yorgunum. Yorgunum işte. Yoruldum.
Suç bende. Bu şarkıları, bestesi sancılı zamanlarda yapılmış zalim şiirleri dinlememeliydim. Dar günlerin gölgesine sana havale etmeliydim ve yorgun olsam da yola düşmeliydim. Yorgun atlar üzerinde, kırık dökük duyguların kıyısında yol almalıydım. Sürmeliydim atımı sürgünlerin ülkesine. Geride kalan kırışık yorgunlara inat hesabımı yorgun da olsa vermeliydim. Sancımı sabahın ışıltılarında bileyip, senden kalanlara hepten dik durmalıydım.
Bu sevdanın yorgun cellâdı, durma karşımda öyle. Sana selam duran, duygularını peşkeş çekenlerle zaferini kutla. Bende diken var, yorgunluğun kahredici sefilliği ile orada – burada dolanıp duruyorum işte.
Yorgunluğumu tartacak kantarlar yorgunken, sen sevdiğim sonbahar mevsimine yorgun methiyeler düz.
Mevsimler ötesi vadilerin kollarında yorgun atımla gidiyorum.Yorgunum işte. Yoruldum.
Not: Yorgunluk bir şehre, bir şahsa, bir duruşa, bir hayata mahkum edilmez. En kötü yorgunluk sevda yorgunluğudur.
yazı/foto: magpak
Bir Cevap Yazın