Bazen bir türkü veya şiir dinlerken sizinle alakalı veya alakasız yazı yazmak içinizden gelir. İnce ince türküsünu Kubat’tan dinlerken yazmamak olmazdı. Hayatımızın her demini keşke inceden inceye yaşayabilsek. Hak hukuk üzerimizde olmadan, alnımız ak gezebilse. 
..

Düşlerimize inceden inceye  usturublu laf etmişsiniz. Küsmüş, darılmış üstelik kapıları da sürmelemekle tehdit etmiş ve hatta rivayetlere göre darabayı da çekmişsiniz. Bütün bunları gurbetten öte gurbette duyunca mazinin kollarında kendimi buldum. Rıza Dayımın oğlu Hasan ile kapınızın önünden geçerken -aman söz-hanek olmasın diye- gözümü bile oynatıp kapınızın aralığından bakmadığım günlere gittim.  Ümitlerimi soğuk odamın her köşesine astığım o sessiz gecelerin loş aydınlığında, sessizce sana türkülerimi ince kalemlerle çizdiğim resimlerle inceden inceye halimi  arzetmiştim. Halimden anlamayan en yakın ve uzak akrabalar  ve hatta komşumuz Sarhoş Murat bile bana –aynen senin gibi- inceden inceye laflar vurmuştu. Depreşmiş gençlik duygularıyla bir yola düşmüştük. Dayı oğlu Hasan’da Manisa’ya çalışmaya gidince ben ortada, paylaşımsız kalmıştım.  

Geçenlerde verilecek selamınız olmadığını kızkardeşim Fadime ile iletmişsiniz. Hüznümüzün bizi inceden inceye dövdüğü, ve mesela zalimlerin emeklerimizi boşa çıkartmak için bir “Hacker” gibi çalıştığı şu zamanlarda senden gelenleri de alır kabul ederiz.

Biz o kapıları zaten hep sürgülü bildik. Aceleyle verilmiş kararların yükü omuzlarda, o kapılar ardında kalanları inceden inceye laf vurmadan yazdık. “Bu arabesk” yazıları bırak diyen Silifkeli Nazik’e inat hiç bir vakit halimizi ve halleri anlatmaktan geri durmadık.

Genç bir delikanlı iken vefat eden Ömer’den sonra şiir yazmayı bırakan meslektaşım ve eniştem Orhan Usta  gibi yapmadım; hiç mi hiç küsmedim. Sanki yirmi yedi yıllık bir ömrün kıyısında bencileyin dolaşmış gibi, hergün o kapıların ardında kalanları yaşamış gibi, sitem hakkını kendinde görür gibi, ha bire sürmeli kapılara  sürgüler çekip durun. Size yakışan budur. Biz aman dostlar üzülmesinler, şu yalan diyarda başlarına bir hal gelmesin diye inceden inceye çırpınıp durduk. Hatamızı, hata bildik. O türküde denildiği gibi:
“Bahçalarda gül vari
Var get ellerin yari
Ben sana yar olamam
Yüzüme gülme bari” der ve susarız, vesselam. 

yazı/foto:mağpak
 
daraba: kepenk

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler