

Amasya’da Gamaşuk’tayım.
Gamaşuk’a ne bir çayevi diyebilirim
ne bir kahvehane ve ne de bir sohbet durağı. Bunların hepsi eksik kalır.
Gamaşuk’un öz anlamını henüz bilmiyorum. Sormadım da.
Belki de bazı yerlerin ismini değil, hissini öğrenmek gerek önce.
Arkamda birkaç öğrenci sessizce soru çözüyor.
Yan masada üç öğrenci aldıkları ve alacakları kredilerden bahsediyor.
Bir başka masada ise sohbet koyu: Ev alıp ev satıyorlar.
İçeri gerin, çayını içip çıkan eksik olmuyor. Bütün bu girmeler de ve çıkmalarda mekân kendini yeniliyor.
Gamaşuk yol üzeri. Karşıda bir han ve Kral mezarlarının yer aldığı dağlar ise her yerin manzarası.
Gamaşuk mütevazi bir yer.
Duvarlar ve yerler ağaçtan.
Belki de o yüzden insanları kendine çekiyor.
Ve belki de bu yüzden insanlar her şeylerini rahatça konuşuyorlar.
Oturduğum masanın duvarında burası için yazılmış bir şiir var: “Bekliyorum Gamaşuk’ta.”
Şark köşesini, üst başa sığdırmışlar.
İki sehpa üzerinde cam ve altlarında gelenlerin küçücük kağıtlara yazdıkları notlarla dolu: Sevda, hasret, sitem, …
“Aşk öyle bir sarhoşluktur ki laftan ne anlar.” Mesut…. Nuri…
“Sonunda biz de gönderdik. Sonunda biz de gidiyoruz. Nereye? Tabii ki TEZKEREYE.” Abdurrahman … Yavuz…
Daha neler var neler… Notları okurken, küçük bardaktaki çayı bitiriyorum. Büyük bardakta çay isteyince, garson bana bir garip bakıyor. Neden baktığını büyük bardakta çayı içince anlıyorum. Tadı yok. Çay ince belli küçük cam bardakta içilmesi gerektiğini Gamaşuk’ta anlıyorum. Daha doğrusu, kömür ateşinde kocaman bir semaverde demlenen çay, ancak küçük bir bardakta ruhunu buluyormuş.
Semaverin başındaki adam, arada bir semaver üzerindeki demlikleri kontrol ediyor.
Gamaşuk şaire kendine tarif ettirir.
Gamaşuk usta ya da amatör ellerle çekilmiş resimlerle de kendi anlattırmak ister. Küçücük bu mekânda onlarca resim çekiyorum.
Keşke dışarıda kaşarlı pide yemeseydim de Gamaşuk’un simidinin tadına baksaydım diye içimden geçiriyorum.
İkinci kez çayı getiren garsona, “Gamaşuk nedir?” diye soruyorum. Dedesinin lakabı imiş. Gözü kırpıştırmakmış.
Dışarda kar, içimde sıkı bir gurbet esiyor.
Bir haftadan beri Amasya’da kendimi tıkanmış gibi hissetsem de bu şehir ve elbette Gamaşuk, kendini yeniden fısıldıyor.
Tıpkı semaverde yavaş yavaş yavaş kaynayan çayın tadı gibi. Büyük hislere ya da tatlara ne gerek. Bir simit ve bir küçük bardakta içilen çay. Hepsi bu.

Foto/yazı: mağpak- Not: Gamaşuk’un diğer bir anlamı Gamlı Aşık imiş. Hikayesi varmış.
BEKLiYORUM GAMAŞUK’TA
Yavuz Çetin’e-
Gel demiştin geldim işte bu akşam
Gözlerimde umut yüreğimde gam
Gölgeler üşüdü buğulandı cam
Aklım ne çiçekte ne sarmaşıkta
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.
Gamlı bir akşamda yapayalnızım
Başımda efkârım içimde sızım
Söndü sönecek uğur yıldızım
Gözlerim titreyen fersiz ışıkta
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.
Duy alıp verdiğim kesik nefesi
Deki:- Bu bilindik o dostun sesi
Perde perde açtı ayın halesi
Yıldızlar asılı sonsuz boşlukta
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.
Bu firak acısı bilirim derin
Gökte göz kırpışı gibi ülkerin
Yandı ışıkları bir bir evlerin
Nesneler belirgin üryan açıkta
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.
Açık pencereden baktım kaç kere
Yağmur ince ince düşüyor yere
Dilerim kavuşmak kalmaz mahşere
Yüzünü göreyim dışarı çık da
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.
(Amasya, 18.11.2011) Ali Rıza Atasoy
Çoktandır başladı geriye sayım
Yollarda geçiyor on iki ayım
Elimde karanfil önümde çayım
İlelebet karar kıldım bu aşkta
Bekliyorum hadi gel, Gamaşuk’ta.
Bir Cevap Yazın