Şehri Gezerken, 

O eski şehrin sokaklarında gizli vakitlerin deminde gezdik. Güneş batımında, yol kenarlarında hurma ağaçlarının hem nazlı hem de yiğit duruşlarındaki asaleti seyrederek yol aldık.

Bağdat, sayımsız tahmini yedi milyonluk şehir derler. Herşeye rağmen çarşılar canlı. Rastladığımız bir Pazar yerinde ürkek insanlar alışveriş yapıyor. Mağazalar, dükkanlar açık; müşteri bekleyenler çoğunlukta. Adını bilmediğimiz caddelerden, yollardan geçiyoruz. Bir inancın zoraki hakimiyeti resimlere yazılara dökülmüş, muharrem ayını da vesile ederek esas biz burada varız diyorlar. Can dostlarımız Hz. İsa (as) ve Hz. Hüseyin (ra) resimleri yana endam ediyor.

Trafik akarken defalarca kontrolden geçiyoruz. Yanıma almayı unuttuğum pasaport, beni epeyce geriyor. Bir büyük kontrolden geçerken, etrafımızdaki askerlerden hiçbiri akıl edip benden kimlik sormuyor. Kimliksizliğim kimliğe dönüşüyor. İstinasız her asker bize “Kurtlar Vadisi” kahramanlarını soruyor. İstanbul’da birzamanlar yaşadığımızı öğrenenler Murat Alemdar’ı görüp görmediğimizi soruyor. Her gece saat dokuzda bu dizi televziyonlarda gösteriliyormuş. Bu dizinin neden bu kadar çok tutulduğunun analizini dostlarla yapmaya çalışıyoruz. Neticemiz: Yenilmeyen bir kahraman, her işin üstesinden gelen yakışıklı bir adam, ütüsü asla bozulmayan aktif bir yiğit, güzel arabalar ön planda, Alemdar’ın babası annesi inançlı ve ayrıca duruşu bakışı bu bölgenin insanına benziyor…

Fırat Nehri üzerine güneş batıyor. Saddamın heykelinin devrildiği yerden geçerken yine ürkek fotoğraf çekimleri yapıyorum. Heykelin tek kalan ayağına dokunmamışlar. Bütün fotoğraf çekimlerim araba içinde gerçekleşiyor. Şöyle doya doya bir caddeleri gezerken resim çekmeyi özlediğimi, askerlere ve polislere diyemiyorum. Arkadaşlar sürekli ihtarda: Bak elindeki o makineyi alacaklar.

Istanbul ve Turkish Rest adı altında lokantalara denk geliyoruz. Trafiğin yoğun olduğu yerlerde siğara ve telefon kartları satanlar ve dilenenler.

Bütün inanç renklerini ve hüznünü sevdiğim bu şehirde ilerlerken çocukluk ve gençliğimin ilk demlerinde köyümün çobanlarından ve babamın da zaman zaman mırıldandığı bir türkü dilime dolanıyor:

Bitti m’ola Şam ilinin hurması
Gitti m’ola ala gözün sürmesi
Bağdat’ın Basra’nın telli turnası
Turna yardan haber geldi eylenme

Aşına da Karacoğlan aşına
Yeni değmiş on üç on dört yaşına
Irak değil ak pınarın başına
Turna yardan haber geldi eylenme

Yolumuz Hz. İmam Azam Hanife türbesine.

Bir Türk şirketi tarafından yapılan yol çalışması ve bahçeye dikilen bir heykel.

Muharrem ayı dolaysiyle belli bölge ve mağazalara asılan resimler. Geçmişi bu kadar ön plana çıkarmanın amacını bilmekte fayda var.

Hz.Hüseyin (ra) ve Hz. İsa (as) fotoğrafları (Güya!!!!).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler