Dara düşmüşmüş.
Hendek derin mi derin.
Üstelik damlalar dalga olmuş; dalgalarla başım dertte.
Bağıramıyorum. Sesim sadece kendime; inliyorum.
Benle inleyecek dertli bir baş, bir yoldaş, sırdaş arıyorum. Lâkin yok.
Etraf zifiri karanlık, ışık yok.
Ben bu halde iken benimle dara düşer miyidin?
Bir iki yıl değil, belki onlu yıllar bu dalgalarla, bir kaç kadir kıymet bilmezlerin karmaşık renklere boyanmış çetrefilli oyunlarına karşı benimle beraber yıkılmadan boğuşur muydun?
Bir yandan gözüyaşlı makamlarca verilen vazifelerin ağırlığının acısını çekerken, bir yandan yapılanları çöp olarak değerlendirenlere söylenecek ne söz kalır?
Bütün bunların üstüne bir iki pisliğe bulanmış söze inanıp, haydi kardeşim buraya kadar der gibi tavırlara bürünen bir iki eşe ve dosta sessiz kalıyorum.
Bundan sonrasında da beni teselli edecek sen olur muydun?
Gelibolulu dostum Mehmet Bicâni, Amasyalı kardeşim Ş. Abdurrahman, ve sen Tokatlı Ahmet Tokadi Hz. bu halime merhem olmak için sizler de bana -size ait- menkibelerinizi, yaşanmışlıkları yeniden anlatır mıydınız?
Sahi sen, zaman zaman rüyama giren, bakışlarla anlaştığım çileli dostum sen ne dersin bu işe?
Zihnimden kayıyor yaptıklarım, yapılanlar. Bensiz de olur diyor ve susup bekliyorum.

Bir Cevap Yazın