Bu sıcak Çanakçı sabahında hüznümü etrafımda uçuşan serçelerle paylaşıyorum. Duvardaki kertenkeleler bana garip garip bakıyor. Zeytin ağaçları esintili günlerine hasret, süklüm püklüm hüzünlerini saklıyor. Komşumuz Kezban teyzenin yeni eniği kuyruğunu altına saklamış gözleri üzerimde. Bahçedeki zehir çiçeği beni ye şifa olurum dercesine, pembe renkli çiçekleri ile bana havasını atıyor. Anam merakta, anam derdime düşmese de anlıyor işte, “Bu sevda bitmedi mi daha oğul?” diye sorup duruyor. Bilmiyor ki ben de yorgunum, kendime bu sevda ile daha bir yorgunum
Sende kalan bütün hayallerimi, bir türlü biteremediğim bestelerimi ödünç vermiştim. İşte tam zamanı ver artık onları. Artık sesin soluğun da çıkmaz oldu. Bir başka ülkenin şafağında kırık dökük yazdığın ifadeler, yarım cümleleri de bitir artık. Senin mahpusluğundan firar ettim, tenha vakitlerinde yaptığım ağıtlarımı dinleme artık.
Ne yazık kı, işte yine, herşeye rağmen aklımdasın. Gayri senden gelecek hiçbirşey istemiyorum desem de bir yanda sen, bir yanda derdim davam yaşıyorum işte. Harman vakti geldi. Kader arkadaşlarım Rıza ve Cemile Teyzenin oğlu Mecid, “Sevdanın harmanı vaktine daha çok var” diyorlar.
Ya sen ne diyorsun? Yine de boşver! Diyeceklerin sende kalsın! Bendekiler ise Uhud’un gölgesinde ve o tepelerde saklı. Ne demişti O Zât, “Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi” Bu sevda öyle birşey işte. Oradaki dostlara bir dostla selam gönderdim. Umulur ki pek yakında cevap alına.
foto/yazı: magpak

Bir Cevap Yazın