ne kadar da çok bahanelerimiz varmış.
vakit ayırmadığımız çocuklarımız.
büyük bir zevkle aldığımız kitapların raflarda tozlanması.
yıllarca aynı mahallede, aynı sınıfta arkadaşlık ettiğimiz dostları unutmalarımız.
yaşadığımız onlarca olayın yazılmadan hatıralarda küflenmesi.
ve hayatımızın hemen hemen hergününde beraber olan düşüncelerimizin altında ezilmelerimiz.
ne kadar da çok bahanelerimiz varmış.
yazamadığım hasretlerimiz, duygularımız, vefasızlıklarımız
terk edilmeyen hayaller, vazgeçilmeyen yıkıcı, sisli alışkanlıkların bahanesi nedir?
bütün bunları sümen altı ediyorum.
bir zindanımsı odanın zifrinde iken, tesellim şu ki sen yazıyorsun ve ben her bahanede seni sende okuyorum.
seni okudukça bendeki ben eziliyor, sendeki sene ulaşmaya çalışıyorum. lâkin sürgülü kapılar o kadar çok ki sana ulaşamıyorum.
senden uzakta; yarım kalan bu sevda bestesini o “hüzün şehrine” emanet ediyorum.
seni düşünmek ve sensiz yaşamak için ne kadar da çok bahanem varmış.
asıl bahanem de buymuş meğer.
yazı:magpak

Bir Cevap Yazın