Bir uzun hava türkü olmuşum. Dağlardan gelirim hey bre hey, hey! Sesim her tarafı inletir. Savurmuşum kendimi ikindi rüzgarına. Bu ova benim, bu tepeler benim. Şu kanadı kırık serçe, şu estire estire savurulan arıkuşu benim. Şu dalları kaygan, meyvesi kaygan ceviz ağacı sarsılıp toplanmak ister, gözü bende. Harmandaki atlar kuyruklarını sallar durur. Su beklerler. Hey bre!
Vaktinde uyanmış horozların, vakitsiz uyanmış çocuklarımın sabahında seviyorum bu toprağı, bu mevsimi. Hey bre Elifoğlulu kardaşım, sen Sivas’ın Hafık’ında oturan teyzem seviyorum sizi.
Mevsim işte, bildiğiniz gibi yaz.
Uzun bir hava türkü olmuşum. Maraş dağları benim mekânım gayri. Bir çam ağacında, bir üzüm satan yaşlı amcanın tezgahında kendime yer arar dururum. Yaz gelmiş. Yaz gitmiş. Yazı gelmiş
Ben duruşunu almışım. Koynumda taşırım yüreğindeki yüreğimi…
Unutulmazları yaşamak; onlarla her daim hemhal olmak; bir olmak, yol olmak. Sevmeleri, sevilmeleri bir kenara koyup, anları sevmek, yaşanmışlık adına özlemek.
Komşu Sultan Teyzenin oğlu Cumali nin dediği gibi, “adi herifler, ulan şerefini kaybetmişler, ulan bilmem hangi mahallenin çocukları, sevdasızlar, yüreksizler sizin yüzünüzden Kerime’ye “Seni seviyorum” diyemiyorum..
Lakin,
geçen yaz o buralardan gitmişti. Haziranın bilmem kaçıncı günüydü. O gitti. Peşinden koştum, diyeceklerimi söyleyemediğim gündü. Serildim, sarsıldım Yaz sellerine kaptırdım yüreğimi. Çarpa çarpa parçalandı. Bittim. Bitirildim.
…. Boşver be Cumali. Bu yaz da böyle biter. Kerime zaten yoktu.. Bu da benim tesellim olsun… Hem bizim başka işimiz gücümüz var. Değil mi Halim Amca…
Yazı-foto: magpak 2000 li yıllar

Bir Cevap Yazın