Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisine bir defa kafayı takmışım. Bu dizi reyting sıralamasında en üstlerde diye ilan ediliyor. Dikkatli seyirciler birçok ayrıntıya benden daha çok dikkat ettiklerini tahmin ediyorum.

Şimdilerde evinde televziyon olmayan birisi olarak, birçok saçma-sapan filmlerden ve dizilerden kendimi ve çocukları koruyabiliyorum. Bazen bir iki diziye  internetten bakıyorum. O da içime zehir oluyor işte.

Gelelim dizimize!! Bölüm: 18. Mekân: sahil kenarı. Manzara muhteşem: Çok özel bir yere yerleştirilmiş bir bank, önde deniz, martıların uçuşunu seyretmek doyumsuz. İşte bu İstanbul diyorsunuz. Arkada paralel yerleştirilmiş iki kayık. Osman ile Kaptan Ali konuşmaktadır. Mevzu derindir: deniz, dalgalar, gemi….  Ama küçük Osman’ın aklı fikri deniz-meniz değildir; aklı fikri annesindedir. Baba denize, gemileler dalar gider. Küçük Osman babasını bırakır ve rıhtımda yürümeye başlar. Bir ip vardır, Osman’ın ayağı takılır ve birden kendini denizde bulur. Düşerken bir ah sesi dahi çıkmaz. O ipe takılıp düşmek fizik kurallarına ters olduğunu düşünürüm. Çocuğun öne doğru düşmesi gerekir ve düşülen yer taşlık yer; nasıl oluyorda denizin dibinde çocuk kendini buluyor. Üstelik hava bulutlu. Dış çekimlerde olmayan güneş ışığı nasıl oluyorda geliyor? Hadi bundan vazgeçtik. Bütün çırpınmalar deniz altında geçiyor. Sahi denize düşen 5-6 yaşındaki çocuk ne kadar mücadele edebilir? Ne hikmetse babasının arkadaşı balkçıdır ve oradan geçmektedir. Çocuğu bir iki dalma sonrası kurtarır. Nasıl olurda deniz altındaki çocuğun çırpınışlarını çok uzaklardan görür?Ne hikmetse balıkçı teknesi olarak o şahıs vardır; üstelik koca İstanbul’da. Daha sonrasında polislerin olaya müdahale edişleri vardır ki, tuhaf.

Yani dostlar bu yönetmenler bizle dalga geçip duruyor. Seyircilerin büyük bir oranı konuya odaklanmış olabilir; detay da neymiş diyebilirler. Onlara zevkli seyirler dilerim. Fakat vakit ayırdığım ve bizim seyretmelerimiz sayesinde ciddi paralar kazanan bu insanların bizleri ‘keriz’ yerine koymalarına nasıl tahammül edersiniz. İşine gelirse seyret kardaşım deyip, ucuz yolla beni bir kenara atabilirsiniz. Ama biz kendimize saygı duymazsak….

Aklıma gelmişken şunu da söylemeliyim: Hertaraf günlük güneşlikken nasıl olurda hortumlardan boşalırcasına yağmur yağar?

Dizide geçen siyasi meseleler  var ki o da ayrı bir cinayet.

Film ya da dizi çekmek bir sanatsa, onları da seyretmek ve nasıl haz alınacağını bilmekte bir sanat mı?

Recep İvedik filmine yüklü para kazandıran bizim toplumumuza, seyretmenin sanat olduğunu söylemek ayıp mı olur yoksa?.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler