Biz seninle soğuk şafak vakitlerinde zeytin toplamaya ben yaya, sen eşek üzerinde gitmedik. Ellerimizi poflaya poflaya kırmızı topraktan zeytin tanelerini demirden sepetlere doldurmadık. Öğle vakitlerinde çıkınımızı açıp susamlı beyaz helvaya açma ekmeğine yatırıp dürüm yapmadık. Beyaz kolonya bidonun ağız kısmından beraberce su içmedik.
Bir koridordu, bizi karşılaştıran. Adını ezberlemek benim için kolaydı. Acer eniştemin adındaydın. Adın nasıl kolay geldiyse seninle geçinmek de kolaydı. İri bedenli dut ağacına çıkıp türküler çağırarak alacalı, morlu dutları beraberce yememiş olsak ta, aynı bedenin parçaları olan sınıflarda geleceğin insanlarına hizmet etmeye çalışmak ta seninle iken güzeldi.
Delikli Kaya’nın dibinde beraberce çimmemiş olsak ta, tuz ekmek olmadık mı? Hani soğuk mart ayında dört haftalık VOA maceram vardı. Kara mizah şiirlerin yazıldığı, elimin ayağımın tek olduğu, inadına uğraştığım günlerdi yani. Seher vakitlerini 305 no’lu odanın kırmızı koltuklarında uyuduğum gecelerdeydim. Bir hastır çekilmediğim; soğuk çehrelileri inadına gördüğüm evlerde, odalarda, sokaklarda, daha bilmem nerelerdeydim.
Sen, adam gibi adamdın. Bir Pazar sabahı elinde çıkınla geldin. Portakalı, elmayı, simitleri, adını bilmediğim poğaçaları masama yığmıştın. Açtım. Hora geçtiğini az buçuk ifade etmiş olsam da, yetersiz. Yapılan çalışmaların kıymetini bilmeyenlerin içinde bir Erzincan delikanlısın bilmesi; duası ile destek vermesi yeterdi.
Güzel kardeşim bu sınıflara, koridorlara, bu asma kata yakışmıştın. Yürüyüşüne bu alem hayran olsun; bir de bu yürek. Biz de gideceğiz. Biz de bestesi yapılmayan türkülerin sözleriyle yola düşeceğiz.
Yılanlar, çıyanlar, kadir kıymet bilmezler yoluna çıkmaması duasıyla.
Yazı/foto: magpak – Beylikdüzü- 22.10. 2005
(Eski Yazılardan)


Bir Cevap Yazın