Ben gurbette iken, ansızın giden dedemin gidişi gibi herkesin gidişi kendincedir. Bir mektupla dedemin gittiğini anam yazmıştı. Nasıl üzüleceğimi bilememiştim. Yalnızdım. Toprağımdan uzakta, bir lise telabesiydim. Sadece bayram yolculukları için saklanmış toplu param vardı. Ayrılıklar yaşamak, kavuşma anlarını beklemekle geçiyordu günler. Hasretim, hüznüm sadece kalem ucunda dolaşıyordu. Şimdilerde çalan her telefon sesinde olduğu gibi irkilmiyordum.
O yılların üzerinde onlu yıllar geride kaldı. İki dedem de yok artık. Babaannemin gidişinin üzerinden ise on yedi yıl geçti. Her yılın sevinci hüznü kendinde saklı kaldı. Bir gün yeni yaralar açılırken yüreğimizde, bir başka gün tadımlık güzellikler yaşamaktayım. Çoğu zaman sevinçler kederlere yenilmekte. Dün akşam, bir vefat ilanı ile irkildiğim ismin bana yaşattığı keder gibi.
Yıl 1998 yılıydı. Üniversitemizin ikinci senesinin sevincindeydik. “Spectrum” kitabını İngilizce öğretiminin kutsal kitabı bildiğimiz dönemdi. Bir sınıfa 16 saat girdiğimiz, eşimizden çocuğumuzdan daha fazla talebelerimiz görüyorduk. Kimisi Denizli’den kimisi Trabzon’dan gelen misafirlerimizdi onlar. Taleb edenlerin taleplerini kendimizce karşıladığımız yıllardan biriydi, işte.
Aradan 10 yıl geçmiş. O zamanlar olduğu gibi bir tuhaf kımıltılar içinde sesizce tükenen ömrümüz geçiyordu. Kitaplar değişiyor, programlar yine tartışılıyordu. Her yıl iki sınıfa girdiğimi öğrencilerin çoğunun adları unutulmuş. Ama 1998 yılının C-19 sınıfını ve o sınıfta kapı girişinden itibaren pencere kenarına dizilen öğrencilerimi unutmamışım. Zaman zaman tek tek ismen dûa ettiğim o sınıfı ve Nihan’ı, Sabahat’ı, Ahmet’i, Erzurumlu Mehmedi… ve konuşunca yüzü kızaran Ümmügülsüm’ü unutmadım. Kelimeleri telâfûzundan dolayı zaman zaman sınıfça güldüğümüz, sonrasında günde iki saatten fazla kaset dinleyip bir kulağının neredeyse sağır olma noktasına gelen Hataylı öğrencimin beş yıllık okulu dört yılda bitirmesini unutmadım.
Yıl sonunda o sınıfın yirmi iki sınıf içinde birinci olması güzeldi.
Yıllar sonra haberlerini aldım. O sınıftan en az beş kişi öğretmen olmuştu. Bir kış günü otobüste karşılaştığım Sabahatle. Öğretmenliğe başlamıştı. Yoldaşın Ümmügülsüm nerede, dedim. O da ingilizce öğretmeni olmuş. Sevindim.
2007 yılını son günlerinde, gazetede okuduğum bir ilan, 1998 yılının küllenmiş yaşanmışlıklarını bana geri getirdi. Gördüğüm isme o ilan yakışmaz, doğru olamaz dedim. aşanılanlar daha dün gibiydi, taze. Telefona sarıldım. İlanda geçen okullardan birinin müdürünü aradım. Doğrudur, dedi. İlânı bir defa daha okudum.
TAZİYE
Büyük bir iştiyakla başladığı eğitim hizmetlerinin henüz başındayken rahatsızlanan ve çok sevdiği öğrencilerinden ayrı kalan, Değerli Öğretmenimiz
ÜMMÜGÜLSÜM KILIÇ
Hanımefendi’nin vefat haberini öğrenmenin hüznünü yaşıyoruz. Merhumeye Cenab-ı Allah’ın rahmetiyle muamele etmesini diler, kederli ailesine, eş, dost ve akrabalarına Sabr-ı Cemil niyaz ederiz.
F. Koleji
İdareci ve Öğretmeneleri
Meğer Gülsüm öğretmenliğe başladığı birinci yılından sonra kanser olmuş. İki yıl o hastalığın pençesinde yaşamış. Konuşunca yüzü kızaran, güleryüzü zihnime nakş etmiş, yüzlerce öğrencilerimin arasında kendince bir makamı olan Gülsüm’ün gidişi zamansızdı demek bana düşmezdi. Kendi muhasebem içinde o gece ve sonraki gecelerde yattığım yatak bir mezar soğukluğu ve yalnızlığını hala yaşatmakta.
11. Aralık. 2007 04:….
yazı:magpak

Bir Cevap Yazın