“Bu koridorlar, bu sınıflardan çok yürekler arz-ı endam etti; bir bal arısı gibi şifa dağıtıp etrafını bereketlendirenler oldu. Bazısı da bir kelebek gibi sessizce kanat çırpıp gittiler. Bu mermerlere nice ayaklar bastı.”

Bu dağınık masa, bu arka duvarı kirli oda, sahibini arayan kıvrımlı koridor, kendini bulamamış sınıflar ve bu ak bina şahittir ki mevsimler burada tek düze yaşanır. Sonbaharın gazelini avuç içine alıp hışırtılı sesi çıkartmadan ayaklarımızın izlerini ezberlememişken karlar erir, topraktan bir parça olur. Yaprağın yeşiline, çiçeklerin tomurcuklarına dokunmadan bahar geçer haziran gelir. Yaz acemidir. Karşı tepenin eteklerindeki buğdaylar görmeden biçilecektir. Ne at, ne de harman görecektir güvercinler, zevzir kuşları, ne de atın arkasında saman yapmak için kullanılan cer cer’in sesine eşlik edecek toy delikanlılar sevda türküleri çağıracaktır.

Bu tepe kendini seven uzanacak bedenlere hasrettir, küçük kazmalarla kırılıp toprak olacak kesekler öksüz, çıplak ayakların gezmesine alışkın olmayan yollar talihsizdir. Sabahları güneş odaya sefil gölgesini gönülsüz aks ettirir. Karşıda mor yapraklı siyah erik ağacı güzelliğini kendine saklar. Kurbağaların  sesleri, uzaklardan köpek ulumalarını duymazsınız. Kırlangıçların kanat çırpışlarını, duvara çarpacak gibi uçuşlarına şahit olmadan temmuz ayı gelir. Sonrasını bu odada yaşayanlar da bilmeyecektir.

Mevsim nasıl olsa yoktur. Mecburi masa kenarını işgal eden yaprakları hastalıklı sarmaşık ve  karşıda adını bir türlü koyamadığım gözetleme kuleli tepe şahitliklerini nasıl yaparsa yapsınlar, masamın bir ucundan bir ucuna yaşanılan gurbetlik duyguları asla bilemeyecekler. İçimdeki türkülerin son kıtasını duymadılar onlar daha. Şahitlikleri kabul değildir.

Ayların izleri yoktur ama ayrılığın mevsimi vardır. Kapılar yavaş yavaş açılır vedâ makamında. Kağıtlar, kalemler sahibine teslim edilir. Gitmenin bencesi konuşulur. Yarım yamalak, kargacık burgacık ifadeler ipe dizilir. Laf olsun diye konuşmalar yanında, yürekten gelen ipekten işlemeli kelimeler bir yerde kendini saklar.

Bu mekândan ayrılan benim aslında. Benim gidişimdir. Başkaları yoktur; küsmelerim çağların ötesinde kalmıştır. Sadece öksüzdür göremediğim menekşeler, sümbüller, lâleler. İbrikler sularını bekletir kıyıda köşede. Mutlu şiirler okunmaz, şahını kaybetmiş satranç oyunlarında, zamanı küfletmeye değmiyor. Elifle başlayan sayfalar okunmak isterken., vefayı soluklamak için sahibini bekler renkli renksiz defterlerde noktalara hasret cümlelere uçuşuyor, anlamlı anlamsız.

Bu asma kat niceleri gördü geçirdi. Vedâsız gidenleri bağrına bastı da ne oldu? Sizi de gördü. İzlerinizi bir noktada toplayarak nasıl olsa gideceksiniz…

Bana düşmez halleri anlatmak. Devler esrarını korumasını bilirler. Bulanık düşüncelerden uzak, aydınlık iklimler kurmak için, pırıltıları arkada bırakarak gidişler her daim güzeldir.

Saat : Bilmem kaç… Nasıl olsa gidiyoruz.

yazı/foto: magpak@windowslive.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler