Bugünlerde bana küsen küsene. Daha geçen gün Sabriye Teyze aradı. Öyle bir kızmış ki sormayın. ‘Sabriye Teyzenin Gelini’ yazısından dolayı alındığını öyle bir ifade etti ki elim ayağım birbirine karıştı. Kendisini elâleme ‘carıs’ yani rezil ettiğimi, gelini ile arasının daha da kötü olduğunu da söyleyince işlerin epeyce sarpa sardığını anladım. ‘Sabriye Teyze vallahi billahi onlar sadece deneme yazısıdır” diyemedim. Orada sıfatların, öznelerin, yüklemlerin çoğunun onunla alakası olmadığını tam diyecektim ki telefonu kapattı. Bu yazma belâsı beni perişan ediyor zaman zaman. Ne yapıp edip Sabriye Teyzenin gönlünü almam lazım. Çukulatayı çok seviyor. En iyisi en halis bir çukulata ve çokokrem alayım. Başka türlü olmayacak bu iş.
Bizim delikanlı da bana kızmış. Efendim bir haftadan beri kareli defter almıyormuşum. Almadığım gibi kızın dediğini hemen yapıyormuşum. Gecenin bir vakti açık olan bir markette kadar yürüdüm; kareli, çizgili, çizgisiz defterlerden ikişer adet aldım. Bir de cetvel aldım. Eve getirdim, bu defa da diğer delikanlı, vay efendim abisine neden cetvel almışım da ona neden birşey almazmışım. Ne yaparsınız? Siz ne yaparsanı yapın bilemem ama ben ertesi gün gidip cetvel aldım.
Bana kızmalar bununla da bitmiyor. Efendim neden arkadaşlara gitmiyormuşuz? Kim der bu cümleyi? Elbette: Hanım. Yav sen haftanın altı günü dolusun, ben nasıl gideyim, diyemedim. ‘Olur gideriz inşallah’ dedim. Meseleyi uzatırsam büyük ihtimal ben zararlı çıkacağım kesin.
Başka kızan mı? Arkadaşların ders programı, oda meselesi kızgınlığı da var ki…
Allah aşkına ben kime kızayım? Bizim koridora çay servisi yapılsa belki Telefar’li çaycıya koyu çayından dolayı sitem ederdim.
Ben en iyisi bana teselli olsun diye dahi yazmayana-yazmayanlara kızayım.
yazı/foto: magpak

Bir Cevap Yazın