SIFIRINCI BÖLÜM: GİRİŞ

Bu adamın yazılarına çeşitli yorumlar getiren abiler ve ablalar ve dahi kız kardeşim Şaziye de var. “Yav abi bu kadar lafı nereden buluyorsun” diyenlerden tutturun da beni babama kadar şikayet edenler var. “Bir haneklik yani bir kelimelik işleri ne uzatıp sündürüyorsun” fırçasını atanlara da hiç bir şey demiyorum. En kıymetli, muhterem arkadaşlar, hayata adam böyle madara da olabiliyor işte. Her zaman lafı uzatmayız ama şu feleğin çarkı bize de iyi bir satranç oynatıyor ki sevdalara mat oluyor, geçimde künde üstüne künde yiyoruz. Bu hıyarın yazısına okuyup ve bir de yorum yazan arkadaşlara şehir gazozu benden. Ha gazozumuz olmasa halis otlardan derlenmiş çayımız var. Odamı bilirsiniz. Uzakta değil Camiinin iki sokak altında 305 no’lu oda. Quiz dükkanın bitişiği. Ha bir de bu ay Pazartesi ve Perşembe gelmeyin kapalıyız. Kumarcı Nuri abiyle işimiz var. Aman yine de boş verin. Sallayın gitsin yazdığım bütün yazıları. En kral arkadaşlara selam ve muhabbetle.

Birinci Bölüm: NAİL ABİN’NİN ARDINDAN

Bizim mahalleden onlarca kişi geldi ve gitti. Bazılarına hoş geldin demeden, bir sofrada oturup tuz ekmek olmadan esip, tozup gidenler çok oldu. Vedasız gidenlerin sayısını ben de unuttum. Vedaya geleceğim diyenler hiç semtimize uğramadı. Yıllar sonra davet ettik yerleri boş kaldı. Gelmeme sebeplerini Brezilya orijinli Karamsı Mustafa’ya da sordum, “Vallah abi bu konuyu istersen bana sorma” demez mi. “Kardaşım ne olur söyle” ricasında bulundum lakin Mustafa’nın vakti yokmuş.

Neyse abiler, ablalar ben bu yazıyı acılı, soğansız Antep lahmacunu yedikten sonra yazdım. Acı çok vefasız çıktı. Her tarafımdan terler boşaldı. Hıncımı, önce kalemden ve kağıttan sonra da F klavyeden aldım. Ve bu yazı, bizim mahalle de yani hazırlık sokağında bir süre çalışan, Nail Abinin veda töreninden sonra  yazılmıştır. Hazırlık dünyasından iki kişi, biri 302 no’lu odada ikamet eden Yunus kardaşım, birisi de bu satırların sefil yazarı verilen anlı şanlı törende hazır bulundular. Nail abinin uzun yıllar vazife yaptığı yer olan Meslek Yüksek Okulu acayip bir yermiş. Oradaki arkadaşlar ne vefalı insanlarmış. İnce yağmur yağması gibi salonu doldurdular. Sunucunuz ne güzel, konuşanlar ne oturaklı laflar ettiler.

Dokuz yıldır bu mahallede yaşarım, böyle veda törenini görmedim. Abarttım değil mi. Kur’an hakkı için böyle. İnanmıyorsanız yeminimi şöyle de yapabilirim, “İki gözüm önüme aksın, doğru söylüyorum.”  Tamam, ikramınız şöyle buğulu bir buçuk İskender, ya da halis kırmızı biberden yapılmış çiğ köfte değildi ama harbi protokol vardı. Abiler siz amma da insana değer veriyorsunuz. Vallahi helal olsun. Yaptığınızı önce bizim fırıncı Kemal’a sonra da Ekonomik Pazar’ın sahibi Celal amcaya anlattım. Baktım adamların gözü ıslandı. Üstüne krema niyetine şunu anlattım. Nail Abi’nin bir gün lavaboda çiçekleri küçük küçük saksılara özene özene çiçek ektiğini ve ben de gayri ihtiyarı, “Yav Nail abi onlar bu halde, bu mevsimde büyür mü?” soruma “ Sen merak etme hocam büyürler, büyürler. Ben çiçeklere çiçek gibi bakarım” deyişini anlatmışım ki adamlar epeyce etkilendiler.

Aslında ben de konuştum. bir şeyler dedim. Sahi Yunus Hocam ben ne dedim?

Kendi kendime “Bir gün bu mahalleden sen de dertli başınla ayrılacaksın. Belki karton mesellerden dolayı kafan bozulacak, kese kağıdını doldurmayan sevdalar yaşamadan çekip gideceksin. Belki de emekli olarak formlar dolduracak, tam hayata merhaba demişken bir ihtiyar olarak bir eski 302 Mercedesin arka koltuğunda uzak diyarlar niyetine yola koyulacaksın. Sana veda şiiri yazanları bırak belki küfürler edecekler bre adam.” dedim.

Yani bir giriş bu kadar yazılmaz ki. Halis beş sütuna konu olacak bir hikaye yazacaktım ama adamda şu havalar moral bırakmıyor ki.

Neyse ablalarım, abilerim,  kız kardeşim Şaziye ve yeni sevdalım Akçakent  güzeli ben eyice dinleyin. Şu MYO deki arkadaşlara sözümü diyeceğim. Ağustos Böceği Hamza sen de dinle. Yeğenime dediğim gibi  “En müsait yerlerinizden öperim.” demeyeceğim.  Ama özetle;  “Ellerinizden öperim”  Hepinizin sarıyor sarmalıyorum. Ne güzel adamlarmışsınız ve vefalı imişsiniz. Şimdi bizim mahallenin ahalisine düşsün hayıflanmak. Son bir kez sarılıp ağlamak isterim. Vallahi hepinizi içimden öpmek geliyor. Hem de bizim mahallenin önündeki heykelin. Sabahın köründe gelmesem dünyanın en hıyar adamı ben olayım. İş bu hikayede yeni sevdam köyümün güzeli Aysun’dan bir iz bulamadınız de mi? Eee aşklar öyle birkaç satırını içine sığmaz.

Ben bu mahallenin çocuğu değilim. Bu sokaklarda çelik çomak oynamadım, sapanla kuş avlamadım. Komşu kızı Seda’ya laf atan yan mahallenin çocuklarını da dövmedim. Ben kendi çöplüğümde ötenlerdenim. Bu mahalle bana yabancı. Töresi töreme uymaz. Oyunları oyunuma benzemez. Çamurları üstüme değince o elbiseyi bir daha giymem. Sizin olsun bu mahalle. Hem sizin mahallenin kızları da bir tuhaf. Havası yerinde. Ben gidiyorum. Siz zaten çamurla oynanan “amirgok” da bilmiyorsunuz.

Benim mahallede kızlar gelin olunca düğünlerin en hası yapılar. Yüreklerin kıpırtısı, davul zurnaya karışır. Öyle parti, orkestra falan da bilmeyiz. Atlarımız süslüdür. Anaların gözünde sevinç gözyaşı vardır. Kızlarını dualarla uğurlar. Sokaklarda, bahçelerde sofralar kurulur. Gelinleriniz savruk, küsüp gitmez. Analar hem askere giden erkek evlatlarını ve kızlarını İbrahim’in oğlu İsmail’i kınaladığı gibi kınalarlar.

Sizin mahalle tuhaf be kardeşim. Bir adam ölse cenazesini kaldıracak dört adam bulunmuyor. Ölürsem, sizin mahalleden geçirmesin cenazem.

Geçenlerde bizim mahalle ile sizin mahalle arasında oturan, yani iki mahallenin Nail Amcası kızını evlendirmişti. Adama hangi mahalleye yamayacağım bilmeden iki mahallenin adamı dedim. İşte bu adamın düğününe sizin mahalleden hiçbir Allah’ın kulu lutuf buyurmadılar. Üç beş kuruş düğün yardımı çok gördünüz. Bir de adama fiyakalı laf ettiniz. Neymiş “ Ara mahallede düğün olurmuymuş.” Bir bakkalın poşeti kadar dahi adama kıymet vermediniz. Elinizden gelse molotof kokteyli gösteri yapacaktınız.

Adam kimin tavuğuna “Hişşşt” demiş. Mahallenizin “Dede Kazım” a kızını vermedi diye bir de adamı yolun ortasında kuru kalabalık göstericilerle beraber linç girişiminde bulundunuz. Milli takımın İsviçre’ye yenildiği gecenin tam ortasında bu tuhaflığı yaptınız. Sanki adam İsviçre’yi desteklemiş gibi intikamını bu adamdan aldınız. Yuh be! Gidin hıncınızı bilmem hangi Fatih Terim’i yerden yere vuran, yazılarını Taksim’deki barda yazan yazardan alınız. Sizin muhtar bir de adamı kaymakama şikayet etti. Adam huzuru bozuyor diye imzalar topladı. Şimdi adamı beş mahalle öteye sürüyorsunuz. Gönlünüz ferahlasın o zaten İvrindi’ye çoktan gitmeye karar vermiştir. Yılarca ağaçlandırmak için uğraştığı yerler onu beklemektedir. Beş hafta önce ağaçları onları özledi diye haber gelmiş. Gözünüz aydın olsun adam gidiyor.

İtirazım var bu işe abiler, ağabeyler ve yeni aşkım.

Şeytan, “Al bir bidon benzini yak şu Beylik mahallesini. Külünü Marmara’ya savur. Sonra da haysiyetinle en meşhur hapishanelerde ömür boyu yat” diyor.

İtirazım var abi yapılanlara. Yapmazsam namert olayım.

Güle güle Nail abi. Ha bir de son haberi patlatayım. Senin çiçeklere ben bakacağım. O kadarda kaba adam değiliz be abi. Sen hiç tasalanma.

Şimdi şafak sökmek üzere. Yorganın altından içimden şöyle bağıra bağrı ağlamakta geliyor içimden. Bir gün tası tarağı bizde toplar gideriz. Bitsin bu yazı diyorum.

Yazmasam ayıp olacak. Zonguldağın delikanlısı Burak Abi, bu gün ne ısırgan otu, ne de havuç sordun. Abi ısırganı senden esirgersek, takanda tutulmuş balık olayım.

Neyse bütün ahali; yani bu mahallede ve yan mahalleden yaşayanlara dalgasız dümensiz harbi, acayip günler dileriz. “Bil mukabil” diyenleri de öperiz.

22. 011. 2005 … 06:15 Beylikdüzü

yazı/foto: magpak@windowslive. com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler