Aşağıda anlatılan hikaye genel itibari ile yaşanmıştır.
Ağustos, doğum günüme üç gün kalmış. O vakitler doğum günü, anneler günü nedir bilmezdik. Niye başladım böyle yazıya bilmiyorum. Hiç kutlanmamış doğum günüm olduğundan olsa gerek, böyle oldu.
Hava sıcak mı sıcak. Yaşım 13 ya da 14 okulu erken tatil etmişim. Annemin karşısına dikildim:
“Babama söyle, ben artık okumayacağım.”
Annem resmiyette aracı. Babam ise hep benimle resmi. Nasılsın demez, ne yapıyorsun demez, kaçıncı sınıftayım bilmez; demez, bilmez. Babamdan sadece talep ederiz. Babamla pek konuşmayız, arada hep anam. Babamı gördüğüm de yok. Gece fabrika, gündüz sağın solun işçisi.
Makarna en birinci yemek, bulgur pilavını ekmek arası yapıp yemek dert değil. Sabahları ekmek parası ya oluyor ya da olmuyor. Soframızda kendi dağımızdan gelen zeytin, kişi başına düşen bir dilim peynir. Anlayacağınız sorgusuz, suâlsiz fakirlik başımızda.
Babam, anam, yokluk, okul ve diğerleri. Bir kıskaçtayım. Dağlarda, bahçe yollarında ferahlığıbulduğum günler. Yük olma kaygısı içimi kemiriyor. Çalışmam lazım. Yedi kardeşin hepsi okuyacak hali yok. Anam babama sormuş o da razı olmuş. Babam okuluma gidip öğretmenlerimle konuşmadı. Öyle bir durum olmazdı. Velhâsıl ben okulu bir ay önce tatil ettim.
Ağustos ayı demiştim. Traktör tamircisindeyim. Her tarafta mazot, makine, yağ kokusu. Tamirci çırağı olmanın bedelini ödüyorum. Anahtar getirip götürüyorum; vaktinde anahtar yetiştirdiğimden dolayı paylaşılmayan çırağım. İşim sadece bu değil: yedek parça almaya giderim, benzinle motor yıkar, anahtar nöbeti tutarım. Her sabah saat dokuz-on sularında ustam elime haftalığım kadar para verir evine gönderir, hanımından aldığım aldığım liste ile evin bütün alışverişini yaparım. Et girmeyen evimize, sanki alır gibi yaparım. Sebzelerin, meyvelerin en hassını alırım. Şayet yapmazsam aynı yaşta olduğumuz Orhan’ı ustamız alışverişe gönderecektir. Düzgün iş yapmam lazım. Kolumda kamıştan bir sepet.
Elbisem yağdan, pisten temizlenmesi imkansız. Anam yıkamada dertli mi dertli. Tamirci çıraklığı ayrı bir dünya. Halfelerin yani kalfaların takıntılarını, bazı çıraklara sarfettikler çirkin sözlerini ve hatta tokatlarını yazmadım. Yazmam için bir ay daha çalışmam gerekecek.
Çıraklıkta üçüncü ayım, bir öğle vakti. Kapıda birisi, arkası dönük. Giyimi temiz. Traktör sahiplerinden hiçbirine benzemiyor. Yüzüne baktım amcam. Şu asker olan amcam. Tek cümle sarfetti:
“Hadi gidiyoruz.”
Nereye gidiyoruz, niçin gidiyoruz diye sormadım. Düştüm peşine. Ev gidiyorduk. Yol boyunca da konuşmadık. Asker adamdı. Kapımızı üç defa net bir şekildi vurdu. Anam tahta kapımızda. Amcam:
“Şu delikanlı, üstünü başını değiştirsin, ingilizce kitaplarını da alsın dedesigile gelsin” dedi.
Meseleyi anlamıştım. Amcam izine gelmiş, dedemlerde kalıyorlar. Durumumu bir şekilde öğrenmiş. Hangi derslerden kaldığımı araştırmış ve kendince de çözümü bulmuştu.
Dedemlerin evlerinin bir tarafında tek katlı bir odada ders çalışmaya başladık. Amcam disiplinli. Kolay kolay mola vermez. Satır satır bütün kitapı bana tercüme ettirerek okuttu. Okuya okuya bütün kelimeleri bana ezberletti. Amcamın İngilizce ile olan irtibatını, nerede öğrendiğini o zamanlar bilmiyordum. Soramazdım zaten. Amcam çakı gibi askerdi.
İki hafta sonra bütünleme imtihanına girdim. Az çalıştığımız bir parağraf sorulmasına rağmen sorulara bir bir cevap vermiştim. Geçenler içinde en yüksek notu ben almıştım.
Kıssaca amcamın hayatımda yeri burada başlar.
Ortaokul, lise bitti. Üniversite kazanmak 1979 yıllarının öğrencileri için hiç te kolay değildi. İstanbul’da iş aradım. Yine amcam. Bu defa amcam başka bir şekilde karşımda. İş arıyorum. Evlerine zaman zaman gidip geliyorum. Bazı geceler beni evlerinde beni misafir ediyorlar. Yengem titiz mi titiz. Sabırlı. Eşini olağanüstü seven. Çocuklarına annelik yapmada usta. Amcam arada içiyor. Onun içtiği kullandığı bardağı kullanmıyorum. Bir arkadaş grubu bulmuşum. Beni içlerine çekiyorlar, hoşlanıyorum; aradığım bir hava. Amcam beni tehdit ediyor:
“Seni takip ettiriyorum, gittiğin yerlere dikkat et” deyince bende ürkeklik hasıl oldu. Kopmaya çalıştım. Bir arkadaşla Çapa’da ev tutuyoruz. (Yarası hala içimde.)
Bir muhasebe bürosunda iş buluyorum. Amcamlara gidip gelmiyorum artık. Amcamla uzağız.
Aradan beş yıl geçiyor. Ben üniversite kazanmakta gecikiyorum. İki yıllık bir okul sonrası verilen ara ve tekrar bir okul kazanıyorum. Boşa geçen yıllar. Çalışılan birçok yer. Okunan iki yıllık yüksek bir okul. Geçen beş yıla sığan; kendince hikayeler. Mücadele anlayacağınız.
Üniversite birinci sınıf öğrencisiyim. Şükür hazırlık bitmiş. Şehir Ankara. Yük olmama telaşı, devam ediyor. Bir yurtta geceleri yurt idaresine yardımcı oluyorum. Bir hafta sonu anamdan bir telefon:
“Oğlum seni nişanlıyoruz.”
“… Ne nişanı? Nasıl yani? Kiminle ana?”
“Amcan kızı ile”
“Etme eyleme ana, nereden çıktı bu iş”
“Babanla öyle düşündük”
“Bak ana, ben daha birinci sınıftayım. Hem benim….”
“Sen en iyisi bir otobüse atla gelde konuşalım…”
On yedi saat süren bir yolculuk sonrası soluğu memlekette aldım. Yurttaki arkadaşlar, hocalar bu işe karşılar. Halim hal değil. Nerden çıktı bu iş. Hem dedem:
“Amcan kızı ile evlenmeyeceksin oğlum” demişti bana ama anama diyemedim.
Anam hiç bir mazaretimi dinlemedi. Babam arada yine yok. Anam-babam sözü kesmiş bile. Emekli asker amcamlarda bu işe razı olmuşlar. Benim istediğimi mi zanettiler acaba? Kimse bana birşey sormadı. Anamlar çıkmaz sokakta. Ben dipsiz bir kuyuda. Şaşkınım çıkışım nerede? Masallardaki gibi keşke kuyuda dehlizler ve sonrada geniş bir kapıdan içeri girsem. Geniş bahçelere yollar açılsa ve ben kimsecikler bulamazsa. Orada hayalimdeki prensesimle olsam. Yoktu.
Anam daha fazla itirazlarıma dayanamadı:
“Sütümü sana helâl etmem”
Söylenecek en son ve kestirme cümle bu. Çaresiz razı olduk. Anamı-babamı elâleme madara edemezdim.
Nişan ya da söz kesme merasimi yapılmadı. Amcam kızını da görmedim. Sadece amcam bana bir kuyumcudan bir çizgili bir kalite yüsük aldı. Fiyatı aklımda: 120 lira. Bir de benden kan tahlili yaptırmam istendi. Yaptırdım. Mesele yokmuş.
Ankara’ya döndüm. Ben, artık emekli asker amcam kızıyla sözlü ya da nişanlıydım. Hayatım boyunca bir araya gelip on kelime konuşmadığım, sadece bazen bayramdan bayrama gördüğüm amcam kızıyla, geleceğe adım atacaktım. Süt helaliliği vardı ortada. Fikirlerim, duygularım, geleceğim kimin umrunda.
Amcam kızıyla beş kelime konuşmadan birkaç mektupla iki buçuk yıl nişanlı kaldım. Ve yapacağımı yaptım. Bu iş olmayacaktı. İkna etmek zor oldu. Detay? Mektup mektup üstüne anamlara yazdım tabi bir de amcam kızına. Ağrı’da bir köyde öğretmen. Karlı bir kış günü yola düştüm. Ankara’dan Ağrıya upuzun bir yolculuk. Yine konuşmadık, beraber kaldığı öğretmenle daha çok konuştuk. İmkansızdı, olamazdı. O benim amcam kızı idi, bana eş olamazdı. Olmayacaktı. Nişan hikayesi bitti.
Bir sancılı hafta geçirecektim. Dûalarım amcam kızına idi. Şükür makamı sonra geldi. Tanıdığım muhteşem, aklı başında bir arkadaşla izdivaca adım attılar. Benim için düğün günü o gündü. Yapan O’na, secdelerin en güzelini yapmak bana düşmüştü. Koca yük üstümden kalkmıştı.
Ve sonra amcam. Yıllar sonra karşılaşmamızda bana bir kelime etmedi.
Sonraki yıllarda amcam hayatında muhteşem değişiklik oldu. Zaten hassas, kibar kimseyi incitmeyen bir adamdı. Hesabını, kitabını bilen ve herkesten de bunu bekleyen birisiydi. Kimseye fiyatının fazlasını söylemeden, kandırmadan yedek parça dükkanı işletti.
Amcam Kur’an’ı bütün detayı ile öğrendiğini, vakit namazlarını neredeyse hep cemaatle camide kıldığını öğrenince şaşırmadım. Böyle bir adama bu yakışırdı.
Vefat etmeden bir yıl önce bahçe dönüşü fotoğrafını çekmiş bayram ziyaretinde hediye olarak götürmüştüm. Tuhaf bir hediye olmuştu. Sanki ölmüşte, resmini götürmüşüm gibi gelmişti. Kendisini ise o bayram görmek mümkün olmadı.
Ve vefat edeceğini nedense bir hafta önce hayal etmiştim. Öyle de oldu. Uzun bir yolculuğa çıkmam gerekiyordu. Yirmi dört saat kala onun vefat haberi geldi. Hafta sonuydu. İstanbul’dan gecenin bir vaktinde yola çıktık. Hayatın en hızlı yolculuğunu yapmıştım. Yanımda diğer amcam ve kardeşim vardı. Birçok insan yaz tatilinde idi.
Cenazesi muhteşem kalabalıktı. İnsanlar akın akın gelmişti.
Bir hafta önce biten ve yapımını kendi bütçesinden karşıladığı ve “Ahmet/Nejla Akpek Taziye Evi” nde taziyesi yapılmıştı. Yani ilk taziyesi kendisi için hazırlanmıştı.
Şimdi, Amcamın hanımı ve çocukları onun yokluğuna tahammül etmeye çalışıyorlar.
Özetle, şayet bugün bir iş, bir meslek icra ediyorsam amcamın hakkı vardır. Rahmetlerle onu hatırlıyorum.
Not: Görülen bir rüyada, kendisine kısa bir süre kötü davranıldığı ama daha sonra herşeyin çok güzel olduğunu rüyayı görene ifade etmiş.
yazı/foto: magpak
Bir Cevap Yazın