Okunan kitapların harfleri, kelimeleri ve sonrasında konulan emanet noktalar mahzun. ‎

Çiçekler sıra sıra dizilmiş. Onlara bakan iki gözün hasretiyle boyunları bükük;  mahzunluğun ‎mahkumu olmuş gibi eski günlerin hayal dünyası içlerine sinmiş.  ‎Dikişsiz halıda ayak izleri birbirine karışmış,  alın izlerinin mührü okunmakta, sûzinak makamında ‎nefeslerin hicranı gizliden duyulmakta. ‎ O zamanlardan kalan hisler sinmiş koltuklara, perdelere, köşedeki ‎kırık testiye.  Sabahın bereketi, ikindi sonrası konuşmaları, gelenler gidenler. Oturulmuş ‎koltuklara oturulmaz; saygıdan. ‎

Ev sahibi uzak diyarda, davetsiz misafirliğe gitmenin ayıbıyla, çalıntı vaktin adı konulmamış ‎hisleriyle o gün oradaydık. Bizi ayıran okyanusun, denizlerin, göllerin mahzunluğu İstanbul’un ‎gün batımına sinmiş, yetim duygular iki damla gözlerden süzülür. Kırmızı pembemsi renklerin ‎tonları şimdi siyah, beşinci katın gölgeleri onun gölgesine hasret.

‎İki kanatlı kapı kapalı. Açılmayacak biliriz. Bir zamanlar o kapı her vakit açılırdı. Bana düşmez ‎o günleri anlatmak. “Beşinci Kat’ı anlatmış o günlerin mimarı: Halkalar oluşur, derinlere dalınır, ötelerden sesler duyulurdu….

O demleri yaşamışları kıskanırım, bir yeşilimsi rüyaymış. Artık bir masal ülkesi anlatır gibi anlatılır. ‎Bir tarih kitabının sayfasında gezilir gibi cümleler hasretle ve övünme ile dökülür: Biz beşinci katta iken… Biz beşinci kata çıkmıştık… diye.


yazı/foto: magpak – 2007

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler