Bayramlaşma…

Komşular bizim kapıyı tak tak diye vurmadı. Aslında geleceklerini biliyordum. Bizim kapıyı protesto falan etmediklerini tahmin ediyorum. Ama benim kapım harbiden vurulmadı.

Efendim gelenek burada şöyle: Bayram namazı sonrası evlerde kahvaltı yapıldıktan sonra,  sokağın büyüğünün kapısında evlerdeki bütün genç yaşlı bütün erkekler biraraya gelir ve ilk kapıdan bayramlaşa bayramlaşa bir-iki sokağı öylece bitirirmiş. Her geldikleri kapının erkekleri de onlara katılırmış. Gelenlere ister şeker verin, ister lokum, isterseniz birşey vermeyin. Beklenti yok anlayacağınız. Canımı sıkan: Ben bu konvoya katılamadım. Hiç bir komşunun tavuğuna ‘kiş’ demedim. Hatta komşulardan gelen (korkulu rüyamız kahverengi) böcekleri bile öldürüp öldürmemekte tereddüt ettik.

Saat sekize geliyor kapımızı vuran yok. Hani adet vardı. Dışarıdan konuşmalarda geliyor. Bahçe duvarından kafamı bir uzattım ki,  erkekler tam bizim kapıyı geçmek üzere. Bizzat ütülediğim kıyafetleri giydiğimden hazır ve nazır vaziyetteyim. Hemen dışarı fırladım ve  dün kağıda yazdığım bayramınız mübarek olsun cümlesinin Soranice tercümesiyle kapıdekilerin elini sıkmaya başladım. ‘Cerjini pirûz be’ demeye başladım desem büyük yalan olur. Ben “ceşni fûruz be” demişim; yazdığımı kontrol edince anladım. Allah’tan bak sizin dilinizi biliyorum havasiyle övüne övüne yüksek sesle söylemedim.

Komşulardan Anadolu Türkçesi bilen komşumuz yok ama birkaç kelime ile anlaştığımız var. Bir komşumuz buranın öz yerlisi ve eminim Anadolu Türkçesini biliyor ama komşulara ayıp olmasın veya başka nedenlerle bizimle fazla Türkçe konuşmadı. Tercih edilen dil: Soranice. İşin bu kısmı çok ‘sorun’ taşır. Bu paragrafta bir parantez içinde yazılmalıydı hadi neyse.

İngilizce bilen komşularımız da var. Adam neden  kapımızı neden ‘knock knock’ diye vurmadığını ben sormadan açıklık getirdi:  geçen yıllarda bizim Anadolu’dan gelip bu sokağa yerleşen arkadaşlar kapıya gelenlere ses vermemişler. Acaba evde varda mı ses-seda çıkarmamışlar, bilinmiyor. İşte bu sebeble biraz alınmışlar gibi geldile bana.

Şükür ki  bayanlar evimizi es geçmediler. Ne yapar eder müsâde edemezdim. Hemen içeri telaşla dalıp evdekilere haber verdim. Hanıma ve çocuklar da bu işe yabancı  ve hatta hazırlıksız. Hanım kapıya çıkar çıkmaz  komşular  bizim eve gelmeye zaten çoktan hazırlarmış. Hepsi birden eve bir daldılar ki sormayın. Ne de olsa biz yabancı sayılırız onlar için. Ayrıca merak bu. Hanım o kırık dökük Soranice ile nasıl anlaştı hala da sormuş değilim. Ama zaten bayanlar bir şekilde anlaşırlar.

Ben de bu arada boş durmadım. Evdeki şeker kabını kaptım ve yolda geçen çocuklara dağıttım. Bir komşumuz da aynısını yaptı. Hemen hemen her kapı önünde bayramlaşanlar,  şeker dağıtalanlar, çocukların sesleriyle birden sokak şenliğe döndü.

Yıllar öncesinin apartman hayatımız vardı. Karşı komşuya, alt komşuya bayramlaşmaya gidelim dedik: Kimisi müsait olmadı, kimisi de bize iadeyi ziyarette bulunmadı. İki-üç yıl böylece yaptık. Baktık ki bize gelen yok. Biz de gitmedik, onlar da asla gelmedi. Ölmüş rûhlar senfonisi bestesini o yıllarda yapmayı çok istedim. Bestenin çok ağır geleceğini düşündüğümden, vazgeçtim.

İyi bayramlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler