Soran, Hasan Abi, Sorun
Soran’ı Hasan Abi’den sormalı. Bayramlar orada nasıldır? Bayram sabahları kahvaltılarda ne yenir? Kimler yaşar, kaç tane okul var? Ben bilmem. Bilse bilse Hasan Abi bilir.
Soran bildiğimiz bir köy, bir kasaba, bir şehir değilmiş. Soran’da Şemdinliler, Yüksekovalılar, hatta Kilis’ten gidenler varmış. Kilislilerin işi neymiş demeyin. Hatta yanlışta anlamayın. Kilis deyince kaçakçılık aklınıza gelecektir ama Soran’daki Kilislilerin derdi o değilmiş. Hasan abiye ayıp olur diye bunu sormadım. Kendisi de Kilisli olunca detaya girmedim. Soran’ı sorgulayan bir zihni yapınız varsa buyurun siz de Soran’ı sorun ama bizim Hasan abi ketûm. Soran’ı herkesle paylaşmıyor.
Soran’nın dağları, suları bir başkaymış. O sular ki böbrek taşı düşürmeye bire birmiş. Bunu dedi Hasan Abi. Sınırdan dereler geçermiş. Orada atlılar geçermiş vesaire. Bunu ben, başka bir kanaldan öğrendim.
Soran’ı küçümsemeyin der Hasan abi. Üniversite varmış, binlerce de öğrenci. Şehir cıvıl cıvılmış, hristiyan müslümün insanlar birbirine sayıgılıymış. Hasan Abi hristiyan mahallesinde bir kilise de olduğunu söyledi.
Hasan Abi evli, çoluk çocuğu var. Sen kalk bir sınır şehrinde bir başka sınır şehrine göç eyle. Benim aklıma gelse gelse kan davası geliyor. Ama sanki öyle değil gibi. Ser veren sır vermeyen cinsten bu Hasan Abi.
Peki Hasan Abi ne yapar? Hakikaten bilmiyorum. Onunla uzun uzadıya konuşmamız olmadı. Sadece bayramda bir kahve içimliği konuştuk. Okuldan falan bahsetti. Öğrenciler varmış. Kaymakamın yanındaki çalışanı ile anlaşıyormuş. Bu kadar, vallahi detay demedi bana. Ha kısmet olur, Hasan Abi ile bir gün yine Erbil Kalasının eteklerinde bir yerinde kavun suyu içmek kısmet olur o zaman herşeyi anlattırırım.
Burada bir tasvir yapmakta fayda var, Hasan Abi’nin yüzünden tebüssüm eksik olmuyor. Gülünce yüzündeki bütün kaslar, mimikler ve hatta burnu bile gülümsüyor. Aslında Hasan Abi burada uzun yıllardan beri kalıyor. Üç-dört yıllık değil. Bunu sizi önce üç ya da dört ile çarpın. Buralarda yani Kilis’ten uzakta geçirdiği bayramm sayısını o da bilmiyor. Hasan Abi’nin derdini anlamaya çalışıyorum. Bayramı-seyrânı uzaklarda kaygısız-gamsız geçirdiğini çook büyük derdi, davası olsa gerek.
Birgün yolunuz buralara düşünce Hasan Abi’yi, Hasan Abi’den bizzat kendiniz sorun, Soran’ı sorun. Belki sizi bahar zamanı meselâ mart ayında oralara davet eder. Dağlarda sular akarmış, Çoruh Nehri gibiymiş yani.
Hatırlatıyım: Şu uydurukça ve de sinir olduğum kelimeyi kullanmadan onunla konuşun. Kendisi de iyice kafayı takmış bu kelimeye. Nedir derseni, “sorun” der. Soran ile sorun arasında bir harf var ama, Hasan Abi benden de fazla kelimeleri kafayı takmış biri.
Soran’ı, sorunu bir kenarda bırakıp Hasan Abi en derin, taptaze hürmetlerimi sunarım. Fotoğrafını çektiğim kızına da hayırlı ömürler versin.
Hasan Abi, Soran’ın ‘sorun’suz geçsin inşallah. Yani meselesiz. Yeni bayramlarda ve bizim bahçede yine görüşmek üzere. Umarım bizim hatunun yaptığı kahve seni epeyce uykusuz bırakmamıştır. Bu defa senden epeyce sırlı bilgiler alırım inşallah.
Sevgili Okuyucu,
Kendi başınıza Soran’a giderseniz, Hasan Abi diye birini aramayın bulamazsınız. Hasan Abi onun âsli adı değildir. Önce beni görmeniz lazımdır. Belki de Hasan Abi hiç olmamıştır. Ne bileyim işte. Yazıyorum işte.
Bayram bu, biraz canım sıkkın anlarsınız ya!
Not:
Soran, İran ve Türkiye sınırına birer saat uzaklıkta olup, son yıllarda İran ve Türkiye’den Kuzey Irak’a yerleşen kişiler tarafından tercih edilmektedir. Ayrıca İlçe Erbil’e iki saat mesâfededir.
foto:magpak
Bir Cevap Yazın