Beş dakika derken. Günler geçti.
Maniler engeller. Sessiz duruşlar.
Soluksız bekleyişler. Aralanmayan kapılar.
Hastane odalarındaki öksüz duruşlar. Jetonlu telefon ahizesinin elimden kayışı. “Seninle asla olmaz” cümlesinin kahrediciliği.
Şimdi destan yazmanın alemi yok. Vedalar yapılmış. Yırtınsam, en seçme kelimeler kullansam ve hatta dûalarıma eskiden olduğu gibi seni katsam beyhûde. Bu yol çıkmaz sokak. Dur orada ve girme, denilmekte.
Küçümsenmiş ve bir kenara atılmış birisi olarak kalmalarım.
Sen öylece kal. Seninle asla olmaz , dedin ya bak olmadı işte. Olmadı.
Şimdi kim uzak diyarda? Ben mi yoksa sen misin? Kim söyle.
Burada bu ezân okunmayan buzullar ülkesinde kulağımda ve hatta mezarımda okunacak ‘Fatihalar’ peşinde olsam da garip ve viraneliği bir tarafa fırlatım.
Yeniden evet yeniden ve herzamanki gibi sensiz ayakta durmanın kavgasında olacağım. Bu buzullar ülkesinde O’na yine dûam olacak.
Nöbetinde bulaşıklarını yıkamamış arkadaşların yerine mutfağa dalacağım ve yapılacakların beş katını yine yapacağım.
Sen benden önce öbür aleme gitmiş olsan da ben seni burada bekleyeceğim.
Ahiretlik! Anlayacağın senden sonra bir karmaşa yaşıyorum ki sorma gitsin!
foto: magpak 6.Temmuz.2010
Bir Cevap Yazın