Büyükağa Medresesi beşyüz yıldan fazla tarihi ile vakûr, kendinden emin, bir o kadar da mütevâzi. Yüzyıllardan beri insanları kendine çekmekte, ilim yapanları seyrederken huzur duymakta, namaz kılanlardan lezzet almakta. Gençler Ulu Kitap Kur’an’ı hıfz ederken, hâdis deryasında yüzdüklerini görmekte, müstesna gecelerin şafak vakitlerde ak sakallılarca yapılan dualardaki sızlanışlara kendi lisanı ile aminler derken gözyaşlarını  duvarlarında akan terlerde göstermektedir.”

Kapı girişinde önünde açık Kur’an ile iki genç sizi karşılıyor. Belli ki hâfızlık çalışıyorlar. Dilleri ile “Hoşgeldiniz” demeseler bile gözleri ve gönülleri ile bunu size anlatıyorlar. Medrese içindeki caminin içi çoktan dolmuş; insanlar avluya serdikleri sergi üzerinde verilen vaazı dinlemekte. Birileri avlu etrafındaki sınıfları işaret edince, sınıflara yöneliyoruz. Sınıf diye girdiğimiz yerin öğretmen odası olduğunu öğreniyoruz. İki kişi içerideki koltukları, sehpaları bir çırpıda bir kenara çekiyor. İzin almak gerekmez miydi? Kapı açıktı, girdik mazeretinin arkasına sığınmış olmanın rahatlığı herkeste var mı bilmiyorum ama huzursuzum. Namaz başladı.Oda kubbeli. Bir tek penceresi var. Pencerede bir rahle üzerinde birkaç kitap. Huzur mekânı. İmrendim. Geniş avlu ortasındaki havuzdan gelen su sesi ve namaza alıştırmak niyetiyle getirilen çocukların sesi bu huzuru bozmaması ayrı bir huzur.

Terâvih namazı normal hızında kılındı; yapılan dûa standart.  İmamla kılınan vâcip namazı biter bitmez kapı önünden ‘sıcak simit, sıcak simit’ diye çağıran çocukların sesi yapılan tesbih ve dualara eşlik ediyor. Yedi-sekiz tane çocuk plastik meyve-sebze sandıklarına doldurdukları simitleri satma hevesindeler. Sıcaklığı gitmesin diye simit üzerine serdikleri çoğu renkli bezler, simitlerin albenisini kaçırmıyor olmalı ki insanlar alıyorlar. Iskartaya çıkmış bu bezler, simitlerle beraber var olmanın saadetini yaşıyorlar.

Medreseye yüz metre ileride simitçi fırının kendisi var. Yapılan simitleri bizzati görmeniz mümkün. Fırıncılar sanki yıl boyu bu günleri bekler gibi telaşlılar. Evde bulunan bütün ahaliyi yardıma çağırmışlar. Kimisi kasada, kimisi toptan alan çocukların simitlerini saymakta. Fırın ocağı yanında  derin bir havuz içinde sulandırılmış pekmez koyu kahverengi. Daire şeklinde hamurlar susam içinde gezdirildikten sonra pekmez havuzuna daldırılıp çıkartılıyor ve sonrasında fırına sürülüyor. Simitlerin dışı gevrek, iç hamur ise az. Fırında ikinci tür simit ise sadece susamla yapılıyor; yumuşak mı yumuşak. İstanbul veya Ankara simidine alışkın olanlar, iki türden simit biraz garip gelse de teravih sonrası tekrar demlenen çaya eşlik ediyor.

Amasya’da hangi camide teravih kılarsanız kılın, namaz sonrası sizi simitleriyle karşılayan çocuklar her daim olacaktır. Sadece cami önlerin de değil, sokak aralarında da simit satan çocuklara görmeniz mümkün.

Yatmaya hazırlanırken çay-simit muhabbeti sizi ne kadar çeker bilmiyorum ama fazla yememek şartı ile afiyet olsun.

Ayrıca şehrin ortasında geçen Yeşilırmak Nehri kenarında yapılan müzik konserleri, tiyatro ve benzer çeşitli faaliyetler teravih sonrası başlıyor. Nehrin bir kenarında Amasya evleri, kaya oymaları ve zirve de kale. Ücretsiz dağıtılan Belediyenin dağıttığı ücretsiz semâver çayını içerken, İstanbul’da boğazı seyrediyor gibi olabilirsiniz.

Not: Ölmeden önce görülmesi gereken yerlerden birisinin de Amasya olması gerektiği kanaatindeyim. Kayalar arasında sığdırılan bir tarih deryası mevcut. Ve bunun çoğunu Amasyalıların kendisi de farkında değil. Bir çok şehrimizde olduğu gibi burada da tarihi mekânlara önem verilse de geç kalındığı kanaatindeyim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler