“Bu koridorlar ve bu sınıflardan çok yürekler arz-ı endam etti; bir bal arısı gibi şifâ dağıtıp etrafını bereketlendirenler oldu. Bazısı da bir kelebek gibi sessizce kanat çırpıp gittiler. Bu asma katlı bina nice vedasız gitmeleri de çok gördü. Ve bu asma kata ne mutlu ki sizleri de gördü.”

Bu dağınık masa, pencere önü sarmaşıklı oda, sahibini arayan kıvrımlı koridor, kendini bulamamış talebeleri bağrına basan sınıflar ve bu ak bina şahittir ki mevsimler bu tepede tek düze yaşanır. Sonbaharda sarının hertürlü rengini taşıyan o işlemeli yapraklar, sessizce yere düşer ve topraktan bir parça olur. Karlar üzerinde ayak izlerimiz düşmeden, çiçeklerin tomurcuklarına,  yaprağın yeşiline dokunmadan baharımsı günler geçer haziran gelir.

Hadımköy sırtlarında yazlar acemidir. Karşı tepenin eteklerindeki buğdaylar bilinen temmuz sıcağını görmeden  biçilir. Harman atlarla kaldırılmaz. Güvercinler, zevzir ve diğer –James’in tespit ettiği 62 adet- kuşlar harmandan buğday taneleri çalmazken, doru atın arkasında saman yapmak için kullanılan cercerin demirden sesini bastırmak için sevda türkülerini toy delikanlılar çağırmazlar. Haybiye geçen yaz günlerinde bu tepenin bütün ağaçları, gölgelerinde serinleyecek bedenlere hasret kalır.

Bu tepede ve mahkumu olduğumuz bu dört duvar arasında mevsimler nasıl olsa yaşanmamaktadır. Odamın bir kısmını işgal eden, yaprakları hastalıklı sarmaşık, her gün mevsim bahar zan etmektedir. Bir bu sarmaşık, bir de karşıda adını bir türlü koyamadığım tepe, şahitliklerini nasıl yaparsa yapsınlar, masamda, koridorlarda, sınıflarda yaşanılan mevsimlik duyguların ötesini bilmeden yıllar geçecektir.

Bu mekânda mevsimlerin izleri yoktur ama ayrılığın mevsimi vardır. Gün gelir kapılar yavaş yavaş veda makamında kapanır. Kağıtlar, kalemler sahibine teslim edilir. Gitmelerin ve bir sonraki yaşanılacak yerlerin mevsim tarifi yapılır. Vizeler alınır uzak diyarlara.  Bu kalemden ise yarım yamalak, kargacık burgacık ifadeler ipe dizilir. Laf olsun diye konuşmalar yanında, gerçek dostların yürekten gelen ipekten işlemeli kelimeleri, cümleleri sayfalara dökülür ya da bir yerde kendini saklar.

Gidenler mevsimli iklimlere giderken, bize düşen mevsimsiz bu mekanda bir süre daha yaşamak düşecektir.

Ağustos – 2008 İstanbul – Hadımköy Sırtları

foto: magpak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler