Herşey sıradan artık. Dokunuşlar, yüz görümlüğü bakışlar, zorlama “seni seviyorum” demeler. Hepsi ve daha fazlası sıradan artık.
Sırılsıklam yağmurlar yağarken bir ağaç altında sımsıkı sarılmalar, sofraya konulacak bir tas çorbamız yokken şikayet etmeden peynir ekmek yemeler, gün ışığı üzerimize doğmadan uyanıp “günaydın, nasılsın canım” demeler, telefon görüşmelerinde “hadi canım görüşürüz” temennileri de sıradan artık.
Herşey nasıl sıradan olur? Biz ikimiz, başımızı alıp diyar diyar gezmedik mi? Zaman zaman esen yokluklara, parasızlıklara, hakkımızda söylenen dedikodulara beraberce göğüs germedik mi?
Yıllarca dağ tepe gezip yuvamızı ısıtmak için çalı çırpı toplamalarımız, gönlümüze kurduğumuz sırça köşkümüzü muhafazası için kıvranmalarımız boşuna mı idi?
Şimdi ansızın, alıştıra alıştıra dahi söylemeden bana “herşey sıradan artık” dersin. Hergünü ayrı bir dünya olan, birikmiş bunca yılı bir çırpıda çöpe atarcasınak karşıma dikilip bu üç kelimeyi telâfffuz etmek de nereden çıktı.
Yaşanılmış herşeyi bir çırpıda kasırganın önüne atıp yok etmeye çalışmak ne de kolay.
Madem öyle. Ben de bir bozkır garipliğinden kendimi salarım dağlarıma. Vedamı yapar, herzamanki gbi hüznümü gömerim gömüleceğim toprağıma.
Şimdi artık herşey bir biber acılığıyla sıradan. Tıpkı benim gibi, senin gibi.
foto: magpak
Bir Cevap Yazın