Zaman zaman öğrencilerle ufak tefek kırgınlıklarınız olabilir. Yanlış anlaşılmalar, gençliğin estirdiği ters rüzgarlar  veya  sizin ruh haliniz  bu tatlı kırgınlıklara sebebiyet verebilir.  Öyle bir gündü. Ders çalışmamakta ısrar eden bir talebeye sitem etmiştim. Üzerine çok gitmiş olmalıyım ki, “Aman siz de hocam ya!” deyip odamdan çıkıp gitmiş, o an bana  da birkaç satır yazmak düşmüştü. …


Hazan çoktan gitti, kışı yaşamak bana kalmış.

Ayrılık kimin umurunda, kavuşmalara nefret düşmüş.

Yazılmışlar, söylenmişler, çizgi altı ya da üstü, renkli ya da renksiz  sevdalara hudut çizmek benim işim olmuş.

Bırak benim yüreğimin ateşini ve ne hissettiğini,  sen yüreğini nereye koydun? Onu söyle.

Yetişmeyen programlar, bitmeyen kitaplar, öğretilmeyen konuların hesabı bende. Öyle ya da böyle sınavlara girmek senin işin,  cevaplı soruları sormaksa benim  işim.

İki gün önce kapıyı çarpıp çıktın. Bakışındaki şimşekleri ok oldu saplandı yüreğime.

İstersen deniz aşırı ülkelere çek git. Peşin sıra gidecek hatıraları göndermek bana düşmüş.

Anlatamadığın dertlerini tahmin etmek benim işim. Karşımda sessizce oturmak sana düşer.

Okumadığın kitapların, yapmadığın ödevlerin hesabından ben anlamam. Ertelenmiş hayallerini “NorthStar” kitabının arasına koy.

Gönül almak için masama bıraktığın güllerin yaprakları hemen soldu. Tomurcukları  sevmek bana kaldı.

Bana yaşadığın, yaşanılmamış sevdalarından bahset. Bana dinlemek düşer.

Ben sevdamı Hızır’a havale ettim, taşımak onun işi.

Bırak geçmişi, geleceği, bugünü düşünmek te seni işin.

Kim ne dersin, seni sevmek ve ezan vakitleri kalkıp O’na yazmak ve O’nunla olmak bana düşer..

2005- Hadımköy
foto: magpak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler