Evimizde her şey gülceydi. Gül konuşur, gül dinlenir. Evimiz gülsüz geçmezdi. Gülün olmadğı günlerde sofranın tadı tuzu olmazdı. Gülün olduğu günlerde bütün sesler kesilir sadece Gül konuşurdu.
Yılbaşında, bayramda ve hatta bayram arefelerimiz gülsüz geçmez, gülün gülce gülmelerine mutlaka hasretimiz olurdu. “Şimdi Gül olsaydı bu konuda şöyle der” diyerek hasretimiz gülden yana olurdu. Gül bizden birisiydi. Salonumuzda, odalarımızda, evimizin üst katında ve çoğu zamanda soframızda Gül bizimleydi.
Madem bu kadar Gülsüz yaşayamıyorduk öyleyse, Gülün evimize yaptığı bu ince, gülce katkıyı ödüllendirmek gerekirdi. Bunu da yaptık. Dün, geçen hafta, bir ay ve hatta üç yıl önce Güle olan sevgimizi biz de gösterdik. Geçen ay markası üstünde bir çanta, geçen hafta rengi, deseni özel üretilmiş bir etek almıştık. Bunu en çok isteyen benim biricik kocamdı. Kocam bana da alıyordu. Geçen yıl bana doğum günü hediyesi olara kırmızı renk ve jeep modelinde bir araba almamış mıydı? İki sene önce de evlilik yıl dönümümüzde denize nazır bir daireyi alarak bana sürpriz yapmıştı. Her ne kadar tapusu onun üzerine olsa da benim kocamla ayrım-gayrım mı var?
Belki Gül benden daha fazlasını hakediyordu. Elimin ulaşamadığı yerlere o ulaşıyordu. Daha geçen Çarşamba günü çalışmamdan dolayı kızımın birisinin veli toplantısına katılamayacağımı kocama telefonla söyleyince, “Sen merak etme tatlım, ben Gül’e söyler o bizim yerimize öğretmenleriyle görüşür, gerekirse notlar alır” demişti. Ne kadar da iyi olmuştu. İyi ki Gül vardı. Zaten gül çocukları benim kadar tanıyordu. Neredeyse üç yıldan fazla Gül bizimle ve çocuklarla beraberdi. Nasıl tanımasın? Kızlarımın doğum günlerini bilen o, kocamın ve benim doğum günlerinde bizi yalnız bırakmayan o. Bana geçen yıl en güzel ve anlamlı hediyeyi getiren yine o. Hediyenin kendisini bir o bir de ben biliyorduk.
Gül bu: ince, narin, anlayışlı. Çocuklara neredeyse bir anne şefkatiyle ilgilenen o. Onlarla dertleşir, beraber alışverişe çıkardı. Gül onlarsız yapamıyordu. Komşularımız, eşimin iş mekanındaki arkadaşları da bunu böyle biliyorlardı. Ayrıca Gülün eşimin neredeyse bütün işlerine koşturduğundan, “Murat Bey’in sağ kolu Gül” diyorlardı. Bu söz nasıl da oturur bir bilseniz. Bir tanecik eşimin de hakikatte sol elini kullandığından sağ elini kullanan birisinin olması nimetti.
Geçen yıl eşim onsuzluğa zor katlanmıştı. Çünkü Gül’ü gülce hediye verme gayretiyle kocam onu İngiltere’ye gönderdi. Sebep mantıklıydı. Malum olduğu üzere İngilizce dünya dili. Teknoloji, bilim, filim ve bilumum mimarlık işlerini, global yani küresel veya evrensel bakmak, ilgilenmek, ufku geliştirmek için bu dili iyice bilmek gerekir. Kocam bunu çok iyi bilenlerden. Mesleğini az çok tahmin ettiniz umarım. O bir mimar. Sadece ülkemizin değil milletlerarası kendine yer edinen birisidir ben kocam. Büyük binalarda, birçok köprüde, hatta camilerde onun imzası vardır. İmzası olmasa bile mutlaka onun fikrinden istifade etmişlerdir. Kuzey Irak’ta geçen yıl yapılan meşhur bir Cami’nin mimari planı onun eseridir. Bosna’da yapılan bir çok bina da onun imzası vardır. Bunca işi yapan benim biricik eşimin yalnız çalışmayacağını az çok bilirsiniz. Yanında dört uzman, altı tane de stajer mimar çalıştırır. Bürosu sanki bir okul gibidir.
Gül’de çalışanlardan birisidir. Ya da çalışır gibi görünenlerden. Birçok kişi kendi işini kurmak için ayrılmasına müsaade eden canım eşim, uzatmalı iki yıl stajerlik sonrası Gül’ü bırakmadı. Kocamın, “sen gitme, yardımcım ol” teklifine Gül hemence kabul etti. Zaten ret etmesi de imkansızdıı. Gülün iki yıllık evliliği bitmişti. Kendinde değildi. Aman Gül bunalıma girmesin, dertlerine derman olur fikriyle de kocama Güle yardımcı olması konusunda tavsiyem dahi olmuştur. Zor günler yaşamıştır. Bana her gelişinde gözleri nemli olurdu. “Artık ağlayamıyorum abla, galiba göz yaşım kurudu” dedi mi benim de içim burkulur onun yerine kendimi koyardım. Gül bizim için artık su gibi aziz, nimettendi. Gül bu. Gülsüzlüğe ne ben ne de kocam yaşardı.
Mevsimden bahardı. Gül mevsimi devam ediyordu. Kocamla kahvaltı masasında Gülsüzdük. Kocam düşünceliydi. Bu hal çok uzun sürmedi bana baktı ve “Biz Gül’le evlenmeye karar verdik, seninle de boşanmak için dün mahkemeye dilekçe verdim” dedi.
…..
Bu hikaye uzayıp gider. Birebir olmasa dahi bu hikaye yaşanmıştır. Sadece şahıslar ve meslekleri farklıdır. Hikayenin sonu nasıl mı oldu?
Murat Bey, eşinden boşanır boşanmaz Gülcesiyle izdivacı hemence yapar. Gülcenin dikenin batmasıyle aldatılan eş, epeyece sıkıntı yaşar. Çocuklar kendinede kalır. İçinde öldüremediği kini, kızgınlığı içinde bir yasak gibi durmaktadır. Bir kurumda mesai usulü olarak çalışmaktır.
2006 – Beylikdüzü
foto: magpak – alkent

Bir Cevap Yazın