Ankara’lı Senli Yazılar

Bizler sınıflarda sadece ‘Open your books, page 77′ diyenlerden değiliz. Çoğumuz anadolu çocuğuyuz. Sevdamız yüreğimizde, ümitlerimizi gözyaşı yağmurları ile büyütürüz. Saygımız, sevgimiz, kardeşliğımiz her zaman onlarca adım öndedir.  Kıymetli-kıymetsiz gündelikçi duyguları ,  ‘quiz ve worksheet’ leri  odadan odaya paylaşsak ta şen şakrak gördüğümüz  arkadaşımızın yüreğinin ne kadar da yaralı olduğunu yıllar sonra öğreniriz. Aynı sınıfta ‘cause and effect essay’ yazmayı öğretiğimiz meslektaşımızın mahremi çeyiz sandığında meğer ne nadide işlemeler varmış da haberimiz olmazmış. Adı üstünde mahrem; herkesin bilmesi gerekmezmiş. Aynı gurbeti, aynı şehrin caddelerini ve kaldırımlarını kalbimizdeki zehirli oklarla adımlamış olduğumuzu, pembe renkli bir kağıtta yazılanları okuduktan sonra anlarız.  Meğer yıllarca farklı senlere hitap edenSENli yazıları Ankara üzerinden yazarmışız.

Mesela Ze. Hocamın SEN i ile benim ‘SEN’i birbirine noktasız, virgülsüz ne de çok birbirine benzermiş. O ‘SEN’ ler bize ne kadar da çok çektirmiş.

Şimdilerde Ze. Hocam ne kadar yazar bilmiyorum ama ben bütün ‘SEN’ li yazılara biraz mahçup ve kırgın olarak  paydos demişim.

Ze. Hocam, sana da abilik edâsı ile tavsiye vermek düşmez ama ne olur gecelerini ‘SEN’ li yazılara kaptırıp benim gibi gecelerini yârsız, ıssız ve yorgun bırakma.

Atabilirsen, cesaretin varsa bütünSEN li yazıları kapının önündeki geridönüşüm kutusuna atıver gitsin. Şimdi yapamazsan da bir gün nasıl olsa atacaksın. Bu işin kaçınılmaz ‘conclusion’u, sonu böyle.  Seninle o  ‘SEN’,  bir şehirde ve bir çatı altında asla olamayacağınız için,  yıllar önce attığın o özel  kağıtların,  bembeyaz olarak sana döneceği günü beklemenin huzurunu yaşamak daha iyidir.

Gönül ister ki, bütün SEN’ler yazan kalemlerimiz bir olup, bir tek ve eşsiz SEN’i yazsa ve  içimizde büyütükçe büyüttüğümüz SEN’ler haddini ve de hudutsuz olduklarını bilseler, sen de ben de çok gam çekmezdik. Ne dersin Ze. Hocam?

Ze… hocahanımın affına sığınara, ben de kalan yazısı…

ANKARA’DA SEN

Açıp ellerimi yağmura dokundum kaçıp sığındığım kuytuda.. o da bana dokundu…. acıtmadan, şefkatle.. kendine has kokusuyla cezbetmeyi yine başarmıştı..Kokuyu defalarca içime çektim.. çekip, çekip sığdıramadım..

İç Anadolu’nun kırkikindi yağmurları böyledir işte..beklenmedik bir anda yakalar, sarıverir seni incecik tınısıyla.. bildiğin halde yağacağını, güneşe aldanırsın..

Ankara’da yine yağmur.. yine hazırlıksız, izinsiz başladı insanları ıslatmaya.. kaldırımdaki şarhoş yalpayan adımlarla içten bir küfür sallarken, küçük çocuk ellerini açmış gülümsüyordu.. çamaşırlarını alelâcele toplayan komşu teyzeyi, koşuştururken şemsiyesini açmaya çalışan insanları, girecek bir yer arayan yavru kediyi izledim.. sonra da dönüp kendime baktım.. damlacıklar ellerimde dans ederken SEN düştün aklıma..hangi şehrin, hangi yağmurundasın acep? Ve ıslanıyor musun bir tenhada? Yoksa dilinde bir ıslık, yağmura inat yürüyor musun o mağrur duruşunla?

Merak etme ben alıştım artık çok ıslanmıyorum; çabuk kavradım beklenilmezi.. SEN zaten gidişinle öğretmemiş miydin?
10. Haziran. 2009  Ze. .
foto:  magpak- iç anadolu yolları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler