Veya Bir Dost Sesi Duymak….


Hiç kendinize ağır geldiniz mi?

Kendinizden bıktınız mı?

Halinize, ızdırabınıza, hüznünüze hiç birşeyin fayda etmediğini anladığınızda çaresizliğiniz oldu mu?

Ömrünüzün baharındayken kışı gördüğünüz, dallarınızdan yaprakların bir bir gözünüzün önünde dökülürken kıvranınışlar yaşadınız mı?

Özetin özetiyle daraldığınız ve başka bir alemi arzu ettiğiniz anların ömrü hayatınızda sayısı nedir?

Sizi ferahlatan ne oldu? Dua mı, bir şiir mi, çok sevdiğiniz bir kitaptan birkaç sayfa okumak mı veya Yaradanın huzuruna bir derviş edası ve teslimetiyle varmak mı?

Yoksa sizi anlayan bir dostunuzla mı konuşursunuz?

Uzaklarda iseniz annenizin şefkatli sesine mi kendinizi atarsanız?

Evli iseniz, eşinizle şafak vakti uyanıp kumruların ötüşlerinin eşliğiyle dertleşir misiniz?

Ya da okçular tepesinin vefâlısı A. Bin Cübeyir’in sesini duymak için rüyalara mı yatarsınız? Rüyanızda daha çok şey istersiniz ama yüzünüz mü yoktur?

Yıllar öncesinden gelen bir dost aklınıza gelir, bir yerlerde kayıtlı telefonunu bulur ve büyük bir heyecanla telefonunu çevirir, bir sürelikte olsa kendinizden uzaklışır mısınız?

Sizi bilmem ama kendi kendime küsmüşümlüğümle aldırmadan  hepsini denedim. Netice mi? Üstü kalsın der gibi, ben de kalsın.

Ben de kalanlar meğer ne kadar da ağırmış hem bedenime,  hem ruhuma.

****

Erbil’de hava sıcak mı sıcak. Yüreğimin onulmaz yaralarını ısıtıyorum. Yandıkça yanmak ne güzelmiş. Yanmadan yakmak ne merhametsizce bir hal imiş. Ve sevmeden yaşamak, sevdaya hep borçlu olmak ne kadar da ağırmış…

foto:magpak – Halepçe

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler