Demişsin ki:

Artık yazmayacağım.

Hakkımda kalemin ucuna ne geldiyse döktürmüşsün. Babam gibi, dedem gibi çalışmaktan başka birşey bilmezmişim.  Doğum günü kutlamaz, kırk yılda bir olsa lokantaya gitmezmişim. Sabahları yediğim nohut dürümü ile dahi dalganı geçmiş; kaleminin ucuna dolamış durmuşsun. Bununla da kalmamış, şu dünyada acılarımı dindiren her türden ve renkten acı biberime  bile olmadık laf saymışsın. Yok efendim nasıl tat alırmışım, elimden gelse sütlaç tatlısını tarçın yerine kırmızı biberle süsleyecekmişim. Falan da filan. Hızını alamamış bir de dinlediğim uzun havalara, türkülere, sevda ve isyan şiirlerime bile laf kondurmuşsun. Nereden bulurmuşum bu türküleri ve  garip türkücüleri.  Ne diyeyim?

Mektubunun sonunda ağırların ağırı cümleni yazmışsın. Demişsin ki, ömrümün bir ay kaldğını bilsen de, amansız hastalıklara gark olmuş olsam da bana selam bile vermeyecek, geçmiş olsun demeyecekmişsin. Keşke sana bir aya kadar gideceğimin sevinçli haberini verseydim.  Gidişim nereye mi?  Kapılar çok..

Günahlarımın hesabını verirken hakkını helal etmeyecek, ateşlerde yandığımı görsen de bir tas su dökmeyecekmişsin. Bu gidişle bu halde başıma gelecek. Sevinebilirsin.

Ama sen de şunu bil ki, ben ne kadar yalansam sen de o kadar yalansın. Nasıl köyümde  Uzun Habeş, Cülha Mamet ve benim dedem Hacı Ahmet Kiya yüklerini yükleyip gitti iseler, ben de sen de daha geçenlerde giden Köşker Hanifi gibi sessiz ve kimsesizce veda edeceğiz. Belki farkında değil ama incir ağacımızı kesen Sorani komşumuz da haberli ya da habersiz gidecek.

Biletimi veren sen değilsin. Ama sen yine de mutlu olabilirsin. Ömrüme ömür katılsın diye dualar almadığıma göre;  “Green Mile – Yeşil Yol” filimindeki yaşlı ihtiyar gibi bir sihir bana üflenmediğine göre gitmem yakındır. Hem ne gerek var o kadar uzun yaşamaya, içeceğimiz suyu  bir başkası içsin.

Öbür tarafta nasıl olsa beni hatırlamayacakmışsın. Ben senin sağında, solunda, gölgende, duldanda hiç olmadım ki.

Boşver gönlüm. Sen onunla zaten yaşamadığın yıllara eyvâhlar, eyvallahlar çek. Artık sonsuza yelken açmanın zamanı geldi. Yoldaşım Hızır da bana bu aralar küsmüş olsa da kapımda bekleyen  Azrail dostuma hoşgeldin demeliyim.

Sen artık sevinebilirsin. O ağırın ağırı satırları buyur kime yazarsan  yaz…

2010 Uzaklar – Gecenin ve sabahın bir vakti.
Fotoğraf  Halepçe dağlarında bir piknik alanında çekilmiştir.  Resimli alet def, çalınan parça (!):  Sen benden gittin gideli  senfonisidir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler